27 Nisan 2012 Cuma

arı vız vız!




Ve karşınızda 23 Nisan vızvız arısı Yağmur. 





İnternetten bizzat kendisinin seçtiği ve anne-babasının üşenmeyip Ataşehir'den taaaa Osmanbey'e giderek aldığı bu kostümü kendi isteğiyle bütün gün giyerek  giyerek 
bir ilke daha imza atan Yağmur.








Objektifin arkasındaki ise bahar yorgunu, 
İstanbul sünepesi, her sabah ah uh sesleriyle uyanıp, elini hiçbir şeye sürmek istemeyen, 






öyle ki meçhul taşınma tarihini her hafta bir hafta daha erteleyerek 
güzelim baharın tadını kaçıran ANNESİ!







23 Nisan 2012 Pazartesi

23 İnsan!





Saat geceyarısını vurmadan ve anlamı kaçmadan bütüüüüüüün çocukların 23 Nisan Bayramını Yağmur'un dilinden kutlayayım

"23 İnsan kutlu olsun"





Ve sakın ısrar etmeyin 23 Nisan'da Yağmur'un gittiği oyun grubundaki partiye hangi kılıkla gittiğini aslaaa söylemem ve fotolarını da buraya koymam, en azından sonraki posta kadar! 

19 Nisan 2012 Perşembe

teknoloji meselesi...

Hep söylediğim birsey var; teknolojinin icine doğmakla, hayatina teknolojinin dogması aynı şeyler değildir.
Bizim neslimiz hayatına teknoloji doğanlardan. Commodore 64, walkman (ismin işaret ettigi kavrama dikkatinizi çekmek isterim: walkman yani hareket halinde bir adam napiyor müzik dinliyor??? Olacak is değil) dersem cogunuz anlar sanirim ne demek istedigimi.
Cocuklarımız ise görece şanslı ve bir o kadar da değiller...
Onlar teknolojiye doğanlardan, bizim gibi teknolojik araçları hayatına sokup sokmamasi tercihlerine kalmış değil onların. Onlar bu dunyanın parçası olmak zorundalar. Teknoloji de onların bir parçası, bir uzvu. Birbirini oteleyerek çalışan ve dolasiyla giderek artan bir ivme kazanan teknolojik gelişimler dokunma ölçeğini yok edip cocuklarımıza ne yazık ki birer insani suretler olma yolunda hız kazandırıyorlar. Bu degisim hayatlarını birçok acıdan kolaylaştırıyorken insan olmayı dokunmayı hissetmeyi unutmalarına sebep oluyor.

Peki bu durumda ne yapmalı bu gidişattan bu mutsuz gelecekten cocuğumuzu nasıl kurtarmalıyız.
Kurtaramayiz!

Bunu konuyu Yağmur doğduğundan beri düşünüyorum. Once 22 aylık olana kadar TV izletmeyerek başladım. Sonra orda burda ellerinde akıllı telefonlarla dolaşan el kadar bebeleri gördükçe cık cık cık dedim, hor gördüm.
Ancak şimdi Yağmur 27 aylık ve akıllı telefonlardaki oyun, yapboz, Youtube, video, foto gibi konularda uzmanlaşmış ve hatta radyasyon konusundaki hassasiyetimizden dolayı uçak moduna al diye uyardığımızda uçak moduna dahi alıyor makinayı.

Müdehaleci olmayı bırakalı yaklaşık 3-4 ay oluyor. Tabii miktarlarını çok abartmadan ve yasaması gereken deneyimlerin önüne geçmesine izin vermeden. Yani parkta ya da bir arkadaşıyla birlikteyken izin vermiyorum asosyallesmesine.

Şimdi anladım ki ebeveyn olmak çocuğunu mevcut ya da gelecekteki tehlikelerden körü körüne korumak değil bazen onun iyiliği icin bile bile yanlış yapmasına izin vermekmiş.

Önemli bir not: Bu post da cep telefonundan yazılmış-yayımlanmış ilk postumdur ve anlamı da büyüktür aynı :)

10 Nisan 2012 Salı

içimi kıpırdatan şeye gülmezsiniz di mi?


İçimde bir kıpırtı var, hani çocukluktan kalma bir deneyime benziyor 
o kadar uzak ki neredeyse yabancı bir duygu diyeceğim.
Nereden geldiğini düşününce buluyorum, 
sebebi bu mevsimlik botlar.





Güzel olmalarının dışında onları sadece 20 TL ye almış olmam kıpırdatıyor içimi.
Yağmur'un ayağına uygun olan numaranın sonuncusunu almış olmam da cabası.
Bakıyorum, bakıyorum içim eriyor, 
"ay bunlar ne güzel ayakkabılar böyle!" diyen herkese bilmiş bir edayla 
"bilin bakalım kaça aldım?" diyorum ve söylüyorum gururla 20 TL !..
Hiç bir entelektüel yanı yok bilakis kadınsal içgüdülerimle savaşmayacağım. 
İşte ben buyum ve çok mutluyum :)

*** Merak edenlere botlar H&Mucizesinden...

8 Nisan 2012 Pazar

pazara gidelim




Günlerden Perşembe, yer Yalıkavak Bodrum Pazarı. Belde sakinleri için sıradan bir pazar. 
Bizim içinse bir festival. 
Bodrum'a her gelişimde Yağmur için hem seviniyor hem de üzülüyorum.





Seviniyorum çünkü; 
İstanbul'un temassız, araba ölçeğindeki addalarından, 
alışveriş merkezi bunalımlarından, 
temiz bir havanın olmadığından emin olduğum sözüm-ona yapılan doğa gezilerinden 
geçici de olsa kurtarıyoruz onu.





Ama bir yandan da üzülüyorum. 
Bu küçük yerleşim yerinde yaşayan bir çocuğa göre kaybettiklerini düşündükçe, 
sahilde balıklara ekmek atarken zıplayan bir balığı keşfettiğinde 
"Aaaaaa anne bak Pepe'deki gibi" deyince 
ilk deneyimlerini dokunarak, koklayarak yaşamak yerine 
bir çizgi filmden ya da okuduğu bir kitaptan edindiğini gördükçe gücüme gidiyor.





Pazara gidelim bir çilek alalım...." şarkısını bilmesine rağmen 
"hadi kızım gel senle pazara gidelim" deyince pazarın ne olduğunu bilmeden 
"Yoook anne pazara gitmeyelim, addaya gidelim" deyip, 
sonra da pazarda "ben pazarı çoooook sevdim" demesine içim acıyor işte.




4 Nisan 2012 Çarşamba

nasıl bir Yağmur III


 Yağmur'la her yıl yaptığımız geleneksel sezon dışı Bodrum gezimizi yapmak için
anane-dede evine geldik yine. 



Zaman öyle hızlı geçiyor ki geçen yılki Bodrum maceralarımızın Yalıkavak İskele Kafe menşeli postu bana Yağmur'un hızlı büyüyüşünü hatırlattı ve uyardı;



Parmak aynı parmak olabilir, 



 Bakışlar kısmen de olsa aynı olabilir,


Ama Yağmur aynı Yağmur değil,

Artık kolay kolay kandıramadığımız, işine gelen mevzularda (örn: söz konusu bir sakızsa) "Ben kocaman bir kız oldum sakız çiğneyebilirim diyen, işine gelmeyen mevzularda (örn: sevmediği bir yemek söz konusuysa) ben küçüğüm sen büyüksün bu büyük brokoliyi sen ye diyen bir Yağmur.

Annesinin yapmasını istemediği bir şey yaparken basılırsa ben bişey yapmıyorum sadece bakıyorum ya da sadece oynuyorum diyen,

Akıllı telefonları kullanmada birçok yetişkine göre daha becerikli, annesinin uyarısı üzerine uçak moduna bile alabilen bir Yağmur.

Evde kimin ne yapacağına karar veren, sen gel sen otur, sen kalk diye direktifler yağdıran. Bir hata yaparsanız asla atlamayıp "öyle değil böyle yapacaksın" diye sabırla anlatan,

Yeni bir sima görünce senin adın ne demeden, ya da iletişim kurmadan geçmeyen, kendinden biraz büyük abla ve abilerin delisi

Restaurantlarda kendi işini kendi halleden, garson abi ablalarla kanka

Şaşırtıcı mantık dizgeleriyle düşünebilen
bir Yağmur artık.


Eskisi gibi masum değil ama ben onun bu halini çok sevdim.  
Ve gelecek bana nasıl bir Yağmur getirecek
merakla bekliyorum.