27 Ekim 2011 Perşembe

Yağmur'un Oyuncakları 5 (bidi)



Dikkatimi çekti de Yağmur'un en çok okunan postlarının listesinde "Yağmur'un oyuncakları" serisinin hatırı sayılır bir yeri varmış. Ve ben de epeydir bu seriye katkıda bulunmamışım. İşte bu yüzden taaaa Mayıs ayında aldığımız bu bisikleti sunmaktan gurur duyarız.

Estetik ve işlevi açısından üzerine konuşulacak çoook şey var ama ben en çok önemsediğim tarafıyla ilgili konuşmak istedim. Olmayan pedalleri. Evet bu bisikletin diğer bisikletlerden farkı pedallerinin olmaması. Pedalsız bisikletlerin bisiklet binmeyi öğrenmede çok katkısı olduğunu okumuştum. Denge kavramıyla küçükken tanışmış oluyor ve arkaya takılan yardımcı tekerlek denilen tekerleklere alışmadığı için  pedallı iki tekerlekli büyük bisiklete geçişte sorun yaşamıyormuş çocuklar.



Biz şimdilik çok memnunuz. Yağmur bisikletini o kadar çok seviyor ki her yere götürmek istiyor. Hatta babası ona şarkı bile yaptı.

Bidi bidi bidi bu kimin bidisi?
Yağmur Ardaaaa! diye bağırır
Bidi bidi bidi Yağmur'unki hangisi?
Bidi bidi bidi Pembe olan onunki

şeklinde sonsuz kombinasyonlu bir şarkı


Yani biz bu bidiyi çok sevdik. Bundan sonraki bisikletimiz yine pedalsiz olacak ancak tekerlekleri daha ince olacak yani biraz daha abla-abi bisikleti olacak.




*** Merak edenler için. Bisikleti imaginarium'dan aldık.

16 Ekim 2011 Pazar

iyi ki...




İyi ki doğmuşsun da iyi ki beni bulmuşsun.
iyi ki benimle evlenmişsin de iyi ki Yağmur'un babası olmuşsun.
Nice mutlu yılların olsun canım sevgilim.


 




Kurabiyelerden sonra bunlar da cupcake denemem.
Ben bu işi sevdim :)
Bir pastacı blogu da ben mi açsam?



 


*** Dikkat imla hatası yoktur! UFUT: Yağmur'un babasına şirinlik yapmak istediğinde ettiği hitap şeklidir.
Aslında babasının orijinal adı UFUK'tur.




 


12 Ekim 2011 Çarşamba

veda



Geçen Pazar hayatımın en uzun günlerinden biri, en karışık duyguların hissedildiği pazarlardan biri oldu.  
çocukluğumun yazlarının, bayramlarının geçtiği annanemin o güzeller güzeli evine, bahçesine, sokağına, mahallesine, kasabasına günü birlik bir gezi yaptım. 15 yıl sonra çocukluğumu kokladım tekrar. 

Kasabanın dondurmacısında, fırınında, işlevi bitmiş ama kendisi hala duran en güzel oyun mekanımız olan arklarında, aslında pek de değişmeyen evin değişmeyen sokağında, küçücük bedenlerimizle tırmandığımız, cambazlık yapıp üzerinde yürüdüğümüz, şimdi fotoğraf çektirmek için üzerine oturmaya çalışırken bile kırk şekle girdiğim taştan örülmüş duvarlarda, bakımsız kalmış bahçesinde, dikili çeşit çeşit yaz meyvesi ağaçlarından kalan tek nar ağacında, oyun oynadığımız, hafızamdaki büyüklüğünün yarısı kadar olduğunu fark ettiğim her odada, kapıda, pencerede, dedemin ölüm döşeğinde, aynalı odada, odaya adını veren aynalı dolapta, evin kokusunda, banyosunda, tuvaletinde, avlusunda, hapis mi olmuş yoksa korumaya mı alınmış emin olamadığım çocukluğumu izledim.



O günlerde bize kilometrelerce uzak ve tekinsiz gelen yalnız başımıza gitmemizin yasak olduğu çayın aslında hiç de uzak olmadığını, kim olduklarını bilmediğim ancak daha önce gördüğüme emin olduğum yüzleri, gülümsemeleri gördüm. Çocukluğumdan bugüne gelen bu kadar korunmuş başka hiçbir mekan olmadığını, kentlerin hızlı ve köklü değişimleri nedeniyle çocuklarımızın yaşadığım bu duyguları belki de hiç tadamayacağını düşündüm.


Ancak o gün bu karışık duyguların yaşanmasına sebep olan şeylerin temelinde ise hepsinden daha derin bir yara vardı:
Annelerimizin yıllar önce başlayan küslüğü nedeniyle koptuğumuz, ama gönüllerimizin hep bir olduğuna yürekten inandığım benim mağrur ama gözlerindeki hin ifadenin keşfedilmesi için çok da dikkatli olmanın gerekmediği, maço erkek profili çizmeye çalışmasına rağmen bir karıncayı bile incitemeyecek hassasiyette olan, aslan gibi iki oğlana, kendisini böbreğinin tekini onun yaşamı için düşünmeden verecek kadar seven bir eşe sahip olan, bütün bunlara sahip olduğu için şanslı ama 50 bile olmadan hepsine veda etmek zorunda kaldığı için şansız olan canım kuzenim, Haldun Abim;

Huzur içinde yat,
geçen 15 yılın heba olmasında payıma düşenler için beni affet ve
bütün güzel anılara vesile oldukları için hemen yanında yatan
ananem ve dedeme de benim adıma teşekkür et,
güle güle git.     

6 Ekim 2011 Perşembe

nasıl bir Yağmur? (II)

Yemek yemek için gittiğimiz restoranttaki garson abiye bakıp
_baadon,baadon (pardon,pardon) diyen
suratında şaşkın mı şakın ifadeyle garson abi yanımıza gelince ve
annesi
-abisi Yağmur'un siparişi var, abiden ne isteyeceksin kızım diyince
İşaret parmağını abiye doğru 1 işareti yaparak uzatan ve
bütün ciddiyetiyle
-aaran (ayran), pipet, peçete diyen
Ve abi de dahil olmak üzere hepimizin suratında kocaman bir gülümsemeye sebep olan bir Yağmur





17 aylıkken sayı saymaya başlayan ve bugün 9'a kadar kendi başına sayabilen
 tu tu tu maşallahlık bir Yağmur :)

anne babadan sonra anane, dede, hala, teyze gibi yakınlarına da
isimleriyle hitap eden




mavi, yeşil, sarı ve mor renklerini nerede görse en yüksek volumle bağıra çağıra anons eden,
hangi renk bardakta su içeceğine kendisi karar veren,
kendisine kırmızı rengi öğretmek için "bak kızım karpuz, kırmızı" diyerek tam olmamış bir karpuzu gösteren annesini bempe (pembe) diyerek dumura uğratan bir Yağmur.

3 Ekim 2011 Pazartesi

memeden kesme maceramız

Bizimkisi pek maceralı olmadı doğrusu;

Pedagogumuzun önerisiyle önce gündüzleri kestim. Sorduğunda dikkat dağıtma operasyonunu uyguladım. Gündüz emmeye çok düşkün değildi ama en zoru uykuya memeyle geçtiği için gündüz uykusu oldu. Arabasında gezdirerek uyutmak zorunda kaldık. Başka türlü olmadı çünkü 21 aylık bir çocuğu günün ortasında oyundan ayırıp uykuya konsantre etmek pek mümkün olmadı.
Danışmanımızın önerisi 1 hafta akşam uyku öncesi verdiğimiz meme hariç hepsini kesmemizdi. Gece uyanmalarındakileri de dahil. 1 hafta sonra da akşam uyku öncesi seansını bitirin demişti. Ancak ben buna cesaret edemedim. Önce gündüzleri kestim 1hafta. Sonra geceleri. Aslında en çok korktuğum gecelerdi çünkü Yağmur geceleri çok sık uyanıyor, meme dışında da hiç bir şekilde dalmıyordu. Diretirsem de ağlama krizine giriyordu. Gündüzle geceyi ayırma sebebim de buydu zaten. Ancak korktuğum gibi olmadı. Kızım büyümüş, zaten hazırmış bu değişime, benim haberim yokmuş sadece.

İlk gece uyandı meme istedi "Güzel kızım sen artık büyüdün memeye ihtiyacın yok. Memeyi bebekler emer sen abla oldun. Zaten arkadaşın Maya da emmiyormuş artık, Ali de bırakmış." dedim. O gece kafasını göğsüme koydu ve öylece uyudu bir daha da uyanmadı. Sanki sihirli sözcük buymuş gibi aylardır ve hatta neredeyse yıllardır geceleri min. 3 kere çoğu zaman da 5-6 kez uyanıp uzun uzun meme sefası süren Yağmur onca zamandır bunu duymayı beklermiş gibi bütün gece deliksiz uyudu. Tabii ben de :) Ertesi gece de aynısı oldu. Bir kere uyandı ve ben aynı cümleleri söyledim peş peşe. Ve yine uyudu sabaha kadar.
Buranın altını çizelim. Bu süreçte istenen sonucu almak için çocuğunuzun talebine karşılık kuracağınız cümlelerin tutarlı olması gerekiyormuş. Bunu önceden düşünmenizi tavsiye ederim.
Sonraki gece ise Yağmur doğduğundan beri ikinci kez hiç ama hiç uyanmadan geceyi geçirdi. (İlkinde 11 aylıktı, hastaydı ve aldığı ilaç uyku yapıyordu, ben de gece saat 2.00'de yatmıştım o yüzden aslında sayılmaz :)

Neyse 2 hafta sonunda elimizde sadece akşamları gece uykusu öncesi emen bir yavru vardı. Son hamleyi de yapmanın zamanı gelmişti. Geçen 2 haftalık süre boyunca her fırsatta kitaplarda, çizgi filmlerde gördüğümüz uyuyan, uyumak için yatağına yatan çocukların, tavşanların, hav havların nasıl uyuduğuna dikkat çektim. Meme kelimesini kullanmadan sadece resimde ya da ekranda gördüğümüzü tekrar tekrar vurgulayarak anlattım. Bilinçaltını yönlendirmek için. Galiba işe yaradı ki ilk denememiz 25 dakika sonra sonuç verdi. Yağmur yanımda bir sağa bir sola dönüp, bir üstüme çıkıp bir inip doğru pozisyonu buldu ve sızdı kaldı. Ben de yanında...
Şimdi tek sorunumuz gündüz uykuları gibi görünüyor. Birkaç seferdir aynı yöntemle yatakta uyudu ama bayağı uzun zaman alıyor. Ancak ona da alışacak diye umuyorum.

Emziren her anne gibi benim için de korkulu rüya olan bu son neyse ki hem benim açımdan hem de Yağmur açısından mutlu son oldu. Bu kadar kolay olacağını hiç tahmin etmemiştim. Çoğumuzun tercih ettiği gibi memeye salça sürme, saç takma gibi memeden tiksindirici yöntemlere baş vurmadım. Aslında başta benim de planım buydu ancak danışmanımız bunu önermedi. İleride kurduğu duygusal ilişkilerin bitişini doğru yapamayacağını, bu denli bağlı olduğu bir şeyden tiksindirerek ayırmanın çocuğun gelecekteki bağımlılıklarıyla savaşma yolunu tıkayabileceğini söyledi. Mantıksız da gelmedi.

Bugün itibariyle Yağmur'u en son emzirmemin üzerinden 1 hafta geçti. Artık organik bir bağımız yok. Göbek bağımız tam anlamıyla kesildi. Ve onu ben kestim. Bu bana çok ağır geliyor. Zaman zaman gece uykusunda çaktırmadan emzirsem bir şey olur mu acaba diye düşünüyorum. Onu emzirdiğim dakikaları hayal etmeye çalışıyorum. Sürecin sonlanmasıyla anladım ki kızım benden daha hazırmış bu bitişe. Ben hala Yağmur'u bir daha emziremeyeceğimi düşündükçe pişman oluyorum ve aklıma geceleri  saatlerce uyumayan, emen Yağmur'u getirmeye çalışıyor, onun sağlığı için olması gerekenin bu olduğuna kendimi inandırmaya zorluyorum.



Canım kızım bu milat gibi daha ne milatlarımız olacak kim bilir.
Bir çocuk büyütmek onun senden kopup gitmesinin hikayesini izlemekmiş meğer.
Bu bizim kopan ilk ipimiz.
Dilerim ki kopuşlarımız hep böyle olması gerektiği gibi ve olması gerektiği zamanda sana bir şeyler katarak olur güzel kızım.








Bloguma yorum bırakan arkadaşlar sizlere cevap yazamıyorum. Sorumlusu Blogger'dır. Haftalardır uğraşıyorum sürekli hata verip özür diliyor. Bazı bloglara bıraktığım yorumları da blog sahipleri yayınlayamıyormuş. Bu sorunu nasıl çözeceğimi bilemiyorum. Fikri olan varsa  ve paylaşırsa sevinirim.