30 Eylül 2011 Cuma

iyi ki doğdun daaan!

Yağmur'un arkadaşı, anne babasının üniversite arkadaşları Eetan ve Evim'in (Ercan ve Evrim'in) biricik "Can"larının 1. yaşını kutladık geçtiğimiz hafta sonu.



Benim doğumumda hastaneye geldiklerinde almıştık sevinçli haberini. Zaman çok mu çabuk geçiyor yoksa her şey çocuklara endekslendiği için aslında zaman donuyor biz mi her şeyin üstünden atlayıp geçiyoruz? 




Yağmur'un 1. yaş günü geldi de aklıma. Yaşadı derler ya eskiler gerçekten de 1 yaş çok önemli bir eşik. Bebekliğin bitip de çocukluğa doğru hızlı ve kocaman atılan adımların başladığı bir süreç. O gün partide baktım da Yağmur abla olmuş artık. Olgun ve mağrur bir abla. 




Kurabiyelere gelince, huzursuz anne ben bu sefer de pastacılığa soyundum desem...
El yapımı özel bir hediye olsun istedim Can kuşa.
İyi ki doğdun tombiliğim :)



28 Eylül 2011 Çarşamba

re re re ra ra ra!

Yağmur'la öğle yemeğimizi yerken telefonum çaldı.
Arayan Yağmur'un babası.

"Akşam Galatasaray Eskişehir maçına gelmek ister misiniz???"

"Şaka mı yapıyorsun tabii kiiii evet!"

"Tamam 18.30 da hazır olun o zaman".


Yağmur'un ilk maçı.
Anne gençlik yıllarında (!) fanatik cimbomlu, baba da futbolla daha doğrusu taraftarlıkla pek bi ilgisiz olunca
Yağmur da Galatasaraylı oldu.
Üstelik maç da anne ve babanın okudukları şehirin Eskişehir'in takımıyla olunca bu iş iyice güzel oldu.




Hemen interenete girildi evimize en yakın Galatasaray Store bulundu.
Yola çıkıldı. Yeteri kadar sarı-kırmızı olundu.
Cim bom bom çalışmaları sonunda cim bom bom Yağmur'un yorumuyla bom bom bom oldu.
Her gidişimde hatta sadece düşündüğümde bile bana evim hissini veren, sınırlarında 6 yıl yaşadığım Eskişehir'in futbol takımının yenilmesi dışında en güzeli de maçın skoru oldu.




Yağmur'a gelecek olursak,
Bu kadar çok insanı, gece gece bu kadar parlak ışığı görünce ve tabii yüksek sesi de ekleyelim, önce biraz afalladı, olup biteni çoook büyük bir dikkatle izledi. Sonra tezahüratlara nana, abilere gol gol diye bağırarak, alkışlara alkış tutarak ortama uyum sağladı.


25 Eylül 2011 Pazar

Bir doğum, bir ölüm

Geçen haftasonu;
Çocukluğumun "Basrem Amca"sını doğduğum şehirde son yolculuğuna uğurladığım, büyüdüğümü, anne olduğumu, çocukluğumu ne kadar özlediğimi hatırladığım , geçmişin tozlu sayfalarını araladığım, Yağmur'un varlığıyla çocuk Damla'ya tekrar baktığım, zamansız olmayan ölümlerin aileleri nasıl kenetlediğini, beklenen bir son bile olsa ölümün bütün soğukluğuyla bedene gelince ne kadar beklenmeyen duygusal bir yoğunlaşamaya sebep olduğunu gördüm.


Ve yine aynı haftasonu;
Lise arkadaşımın yeni doğan bebeğini, arkadaşlarımın da benim gibi büyüdüğünü, 10 yılı aşkın süredir görmediğim arkadaşlarımının hayatlarının, bedenlerinin ve hatta yüzlerinin değişmesine rağmen gözlerinin, bakışlarının nasıl da değişmediğini, büyüklerimizin ölerek doğan bebeklerimize dünyada yer açma asaletini gördüm.

İnsanoğlunun varoluşunun temeli olan bu iki olayın yan yana gelmesinin bir tesadüf olmadığını düşündüm.

Huzur içinde, gönül rahatlığıyla yat Basri Amcam.
Seni gülümseyen yüzünle hatırlayacağım her zaman.

İyi ki doğdun Tolga bebek.
Parlak ve mutlu bir gelecek olsun seni bekleyen
Annenle babana yaşattığın bu güzel duygular bir gün senin de olsun...

13 Eylül 2011 Salı

nasıl bir Yağmur?

Yağmur'un sadık takipçileri "nasıl da hızla büyüyor" serisini bilirler.
Dikkat ettim de o seriyi yazmıyorum uzun zamandır.
Artık anne dedi, baba dedi, emekledi, yürüdü devri kapandı;
nasıl baktı, nasıl oynadı, neyi tercih etti, ne dedi, nasıl tepki gösterdi soruları Yağmur'un bu hayattaki maceralarını daha bir tarif eder oldu sanırım.
Ben de düşündüm ve  artık yeni bir dizinin zamanın geldiğine karar verdim.
Bu yeni yazı dizisini Yağmur'un tertemiz bir sayfada oluşan biricik kişiliğine ithaf ediyorum.

Nasıl bir Yağmur?

Bana oyuncağını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim? (Bu bir derginin kapağından alınmıştır.)
Geçenlerde Yağmur'un babası kızımız hiç bebeklerle oynamıyor mu? Neden bebekle görmüyorum onu hiç dedi.
Düşündüm de bir kız çocuğuna göre pek de ilgili değil gerçekten bebeklerle.
Ben de gittim mama yedirilen, su içirtilen konuşan çok sevimli, tam teşkilatlı bir bebek aldım. Kutuyu görünce gözü parlayan Yağmur'un ilk kelimesi 'Aç!' oldu. Tamam dedim doğru yoldayım.
Kutuyu binbir zahmetle açtım. (Bu oyuncakları neden bu kadar sıkı bağlarlar anlamıyorum.) 
Orjinal bir mama tabağı ve kaşığı vardı. Kaşığı tabaktaki yuvaya yerleştirince zemberek kuruluyor ve kaşığın ağza götürülen bölümüne muza benzeyen bir parça geliyor ve bebeğin ağzına sokunca bu parça tekrar geri kaçıyor. Bu işlem o kadar hızlı oluyor ki bir an bebek sanki mamayı yemiş hissine kapılıyorsunuz. En azından çocuksanız öyle düşünüyor olmalısınız.



Yağmur'la işte bu işlemi yapmak için kaşığı aldık, tabaktaki yerine soktuk evet işte bir parça muz kaşığımızda bunu bebeğimize vererek karnını doyurmaya yardımcı olabilriz.
Hooop ağzına götür ve işte zemberek attı ve kaşık boş.
Mama nereye gitti??? Bebeğin karnına. Yaşasın hadi bi daha yapalım.

Yağmur tabii ki 'ben ben ben' der
Benim iç ses 'Tamam bu da oldu galiba'
'Al bakalım'
Yağmur kaşığı alır benim yaptığımın aynısını yapar.
Heyecanlı, sonuca bu kadar yaklaştığını hiç hissetmemiş ben
'Aferin kızıma, ne kadar güzel yaptın hadi bi daha yapalım' der.

Yağmur kaşığı alır ancak bu sefer bir başka bakar kaşığa.
Evirir çevirir, tabaktaki yuvaya sokar, çıkarır
eliyle muz simulasyonuna dokunur ve hoop kaşık boş.





İşte bu keşif anı konuşan, mama yedirilen, su içirtilen bu tam teşekküllü bebeğin sonunun geldiği andır. 
Bütün gün bir elinde kaşık bir elinde tabak gezen Yağmur da 20 aylık olmasına rağmen kişiliği ve tercihleri olduğunun ve bunu kabullenmek zorunda olduğumuzun ayaklı kanıtıdır.

9 Eylül 2011 Cuma

bir bayram - bir düğün geçti bizim evden


9 günlük bayram tatiline kuzen düğünü denk gelirse ve bu düğün İstanbul'da olursa
bu bayram nasıl bir bayram olur bilinmez ama bizim ev düğün evi olur o kesin.




Ben ev sahibi olarak durumumdan hiiiç bahsetmeyeceğim çünkü her şeyin önüne geçen bir varlık, evimizin patronu Yağmur kuş için her şey fevkalade güzeldi...




Önce Doğ (Doğa), sonra Ece (Ece) ve Ecrin, Oka (Okan Abi), Keğe (Kerem) ve Abi (Reşat Abi).
Dede enflasyonuna sebep olan bütün dedeler, annaneler (orijinali değil, yaş veya cüsse itibariyle ananeye benzeyen herkes anane), babaanne nam-ı diğer baba...
Hepsine candan teşekkürler. 





Ben ki normalde evde Yağmur'la yapışık ikiz hayatı yaşarım, 
Yağmur'un varlığını unutup panik oldum birçok kez.
Yağmur ki her gün şaşmaz en az 1-2 kere adda konusunda sözünü geçirir
evden dışarı çıkmadan günlerini geçirdi çoğu kez.





Sonuç;
 her zamanki gibi kalabalık ortamların ardında gördüğüm aynı sahne:
 büyümüş oturması kalkması, bakışları, konuşması değişmiş,
genç kızlığa daha da yaklaşmış bir Yağmur.

***Handan Abla ve Galip Abi'ye mutluluklar dileriz. Umalım ki hayatlarının bundan sonrasına "en güzel dönemi" desinler.