25 Şubat 2011 Cuma

bugün özel bir gün çünküüü,

Yağmur önce bir kaç adım atayım sonra geliştiririm bu işi demedi
pat diye yürümeye başladı.
Bütün akşam bir o yana bir bu yana kahkahalarla yürüdü durdu.
Eğer vazgeçmezse artık yürüyen bir kuşumuz var.




 
Bodrum'dayız yarın babamız bizi almaya gelecek ve
Onu gerçekten büyüüüük bir süpriz bekliyor,
yerinde durmadan yürüyüp duran sevimli mi sevimli bir süpriz :)



*** Bu post 24.02.2011 tarihinde yazılmıştır. Ancak süprizi sabote etmemek için yayınlanmamıştır.
Geleceğe itinayla not düşülür!

23 Şubat 2011 Çarşamba

Süpriiiiz!



"Yağmurcuk, dede ufff olmuş. Hem nasıl olduğunu görmek için, hem de bugün doğum günüymüş kutlamak için Bodrum'a gideceğiz. O da senin gibi mumlara üfff yapacakmış . Şimdi kocamaaaan dev gibi beyaz bir 'gağga' ya bineceğiz. Vuuuu diye uçacağız."


Pazar günü Yağmur'un dedesi nam-ı diğer benim babamın doğumgününü kutlamak ve hastalığının gidişatını öğrenmek için aradıktan sonra Yağmur'un babası nam-ı diğer benim sevgili kocamın önerisi üzerine torlandık toplandık Bodrum'a uçtuk.

Yağmur uçakta uyumadı, arka koltuktaki abilere max. cilve yaptı, babanın canına okudu, koltukların arkasındaki bilgilendirici grafiklerdeki uçak çizimlerini gösterip "gağga" dedi durdu -ki bu karga demek oluyor-. Havalimanından eve giderken uyudu. 

Bahçe kapısında sanırım akşam karanlığının da etkisiyle (!) kısa saçlı beni kucağında bir bebe olmaksızın gören annem -Yağmur babasıyla arabada beklediği için- "pardon ben sizi tanıyamadım, kimsiniz?" dedi. Yani süpriz tam 12'den vuruldu. Dede çooook sevindi, moral oldu.
Doğumgünü kutlu oldu!



Kızıma annesinin yazından daha çok sevdiği  Bodrum'un kışının ne kadar özel olduğunu, denizin bir başka güzellikte, süpriz yağan yağmurun, süpriz açan havanın bir başka diyardan olduğunu, gökyüzünün bir başka grilikte, iklimin bambaşka bir yumuşaklıkta olduğunu anlattım.



Tatilcilerin yazın bir eşya satın alırmış gibi alıp sezon sonunda evlerine dönerken sokaklara bıraktıkları köpeciklerin kışın Bodrum'u nasıl kuşattığını anlatmama gerek kalmadı bizzat kendisi gördü. Aşağıdaki fotolardan kısmen anlaşılacağı gibi mööö möö nidalarıyla, A aaaa  şaşırmalarıyla,  bu durum sanırım en çok Yağmur'un ilgisini çekti. 





İstanbul'da görüşmek dileğiyle...

19 Şubat 2011 Cumartesi

MYGYM cim cime




Evde otura otura, aktivite fakiri olduğumuz bu günlerde yine tarihin tozlu sayfalarına rağbet ettim. En son hastalığımızdan bu yana pek bir yere gidemez MyGym gibi aktivite gruplarına katılamaz olduk.


sağaaa solaaa, sağaaa solaaa

Yukarııı aşağııı, yukarııı aşağııı...

MyGym bizim ilk göz ağrımızdı.
Gerçi Yağmur egzersiz ve aletli jimnastik bölümünde gözündeki yaşı kurutmayarak, müzik, dans, kukla gösterisi gibi bölümlerde de sanki o az önce gözündeki boncuk boncuk yaşlar ve kıpkırmızı burunla acınacak durumdaki şahsiyet kendisi değilmiş gibi


Boşver Maya uyma sen Ona!

 çığlıklar, gülücükler, dans ve alkışlarla bana sporcu olmayacağını, ilgilendiği şeyin müzik olduğunu ima etmeye çalışdı bir süre sanırım.


al, bunu da al, bütün topları toplayalım da kukla gösterisine gelsin sıra
(Kızma bana kızım evimize burası çook yakındı o yüzden tercih etti anne.) Kış geçse de bir daha karışsak aktivite gruplarına diyorum. Ama bu sefer konu müzik olacak söz!


mmmm napacaktım ben???

***Geleceğe tutulmuş bu notların yerini bulması için bundan sonra foto çekim tarihlerini yazsam sanırım iyi olacak. 05.01.2011


işte bu daaaa en sevdiğim bölüm içim bir tuhaf oluyor :)))


Herkese iyi bir haftasonu...

15 Şubat 2011 Salı

sevda kuşun kanadında



Hiçbir zaman bir fikrin tamamıyla karşısında olmak istememişimdir. Yani her fikrin kendi içerisinde oturmuş bir mantık yapısı vardır. Buna hep saygı duymuşumdur.
En azından olgunlaştıktan sonra :)
Örneğin hiç bir zaman çok inançlı olmamışımdır ama içki sofralarında heyecanla karşısındakine inancını -ya da inançsızlığını- empoze etmeye çalışan ateist arkadaşları da anlamamışımdır.
Ya da yeni yılın "rakip inancın" bir kutlama ritüeli olduğundan, 
eski yılın güzel anılarını yad edip, kötü deneyimlerini geride bırakıp temiz bir sayfa açmanın umuduna sahip çıkmayı ve bu başlangıcı kutlamayı reddetmek benim tarzım olamamıştır hiç.




Ya da sevginin hüküm sürdüğü kıyılarımı köşelerimi tekrar keşfedip,
sevmenin ve sevilmenin güzelliğini akıp giden günlük tempodan bir an sıyrılıp
görebilmenin fırsatını veren sevgililer gününü kutlamayı da reddetmek benim tarzım olmamıştır hiç.
 devamı için TIK



e bu da bize kapak olsun!

13 Şubat 2011 Pazar

yağmur'un oyuncakları 4



 ABC Yayınlarından hoş sohbet, bir çocuk annesi, pek satıcı gibi değil de daha çok arkadaş gibi olan güler yüzlü o abla gelene kadar kitapların aslında en güzel oyuncak olduğunu unutmuşum.
Ünivesite mezunu ve hatta yüksek lisans tez sahibi bir anne olarak
kendimi burada herkesin ortasında şiddetle kınıyorum.





Neyseki geç kalmış sayılmam. Bu güzel şeylerden 2 set aldım.
1. flash kart + katlanır kitaplar
2.dokun hisset ve kokla hisset kitaplar
Ve ileriki yaşlarda almak için göz koyduğum diğer setler.




 Kartların ve kitapların üzerinde gerçek gibi canlı fotoğraflar -resim değil- ve konuyla ilgili dokular var.  Yağmur nasıl sevdi bilemezsiniz.
Köpeğin yumuşacık tüylerini okşuyor, reçelin yapışkan yüzeyinden tedirgin oluyor
Başka hiçbir oyuncağına bu kadar uzun süre ilgi göstermedi diyebilirim.




 Kartları bir kaç tur hızlıca ve konuşarak gösteriyorum.
-Püf noktası hızlı yapmak adı üstünde flash kart-
Sonrasını ona bırakıyorum.
Bıdı bıdı bıdı konuşuyor.
Bu kart ve kitaplardan sonra nerede bir dergi ya da kitap görse ulaşmak için çırpınıyor ona.
Herhangi bir yerde gördüğü miniminnacık hayvan figürlerini bile farkediyor
ve biz de farkedene kadar möööö mööööö diye bağırıyor hiç durmadan:)




 Kitaplardaki resimleri benim ona gösterdiğim şekilde gösteriyor,
benim anlatım tarzımda bişeyler anlatmaya çalışıyor.

 Umuyorum kitaplarla kurduğu bu güzel arkadaşlık böyle devam eder hep.
Hayal etmenin daha çok keyfine varacağı başka bir dünya olmayacak çünkü. 




 Bu arada bizim bu yayıneviyle tanışmamıza vesile olan arkadaşım,
Derin'in annesi Feyza'ya da
teşekkürü bir borç biliriz.




Bir de 'adım adım eğitim serisi' var kullandığımız.
Yıllık abonelikle her ay kargoyla evinize çocuğunuzun o ayki gelişim sürecine bağlı müzik, kitap ve el becerilerini geliştirici oyuncak içeren bir paket gönderiyorlar.
9. ay itibariyle başlıyorsunuz ya da daha geç.




Bu serinin de senaryo nitelikli resim kareleri Yağmur'un ilgisini çok çekiyor.  
Örneğin 12. ayda o gün doğumgünü olan bir bebeğin bir günlük macerasını çiziyorlar.
Ya da motorlu cihazlardan kormaya başlayacağı dönem olan
13. ayda blenderı çalıştıran bir anne ve bebeğinin hikayesini.
Her dönem kendi durumuyla özdeşleştirebileceği senaryo ve resimler oluyor
sanırım bu yüzden ilgisini çok çekiyor.




Ben abone olurken içeriğinden emin olamadan karar vermek zorunda kalmıştım.
Pişman olmadım ancak daha sonra kitaplarının e-bebek'de satıldığını gördüm.
Abone olmak isterseniz mağazadan bir göz atabilirsiniz.

Herkese bol kitaplı günler dilerim :)


10 Şubat 2011 Perşembe

geç olsun güç olmasın!

Çoğu zaman geceleri uyurken bile kafamdan çıkarmadığım,
rezervinin oldukça değerli olduğu -ne zaman gerekeceğini bilemezsiniz- tokalarımı,
saçımı açmak için kullandığım kozmetik ürünlerimi ve şekil vermek için kullandığım fırçalarımı, maşalarımı, elektrikli aletlerimi rafa kaldırıyorum
çünküüüüü;




13 yıldır omuz hizama kadar bile kısa olmamış
hatta uzun bir dönem Rapunzelin Ataşehir şubesi olarak dolaşmış olan bu şahsiyet
nasıl olduysa bir cesaretle saçlarını kısaCIK kestirdi. cık cık cık!..




Sonuç:

Tepkiler iyi -bilhassa Yağmur'un babasından gelenler ve tabii en önemli olan bölümü :)
aynadaki görüntüye alışma çalışmaları devam,
her sabah karman-çorman olan görüntüden dolayı pişman olup
gün ilerledikçe, Yağmurla ilgilenirken, havuzdan ve banyodan sonra,
çok yabancı olunan jöle familyasında ürünlerle şekil verdikten sonra
"iyiki yapmışım" diyen bir iç ses.



Yağmur'un tepkisine gelince:

İlk gördüğünde donup kalma, bir süre yabancı birisine utanarak gülümseme edaları,
'saçlarımı cici yaptım kızım' diye alıştırma çabalarından sonra
sürekli saçlarını gösterip ve beni işaret edip kocaman kocaman gülmeler,
kahkahalar.

Alınacam ama!



*** 11. ayında emeklemeye başlayan Yağmur kuşun emeklerkenki fotoları kaynamış gitmiş. Neredeyse yürüyecek kuzu. Yürümeye başlamadan tarihe kazıyalım bu fotoları o zaman. Ve atalarımızın şu her konuda ettikleri bilgece sözlerinden birini söylemeden geçmeyelim.

"geç olsun güç olmasın!"

7 Şubat 2011 Pazartesi

bugün özel bir gün çünküüü;


bugün
Yağmur, babasının kucağındayken -ki bu vazgeçemediği bir yerdir-
annesi arkadaşının 7 aylık yavrusunu sevmek için kucağına aldığında 
ilk kez kıskançlık krizine girdiği ve annesinin gizli gizli sevindirik olduğu gündür...


3 Şubat 2011 Perşembe

nasıl da hızla büyüyor V...

Bu dizinin son bölümünü 10. ayda yazmışım.
Bu arada neler neler olmuş da yazmamışım hatırlayabildiklerimle.





Bu dönemin en önemli sürprizi şu oldu;
11. ayda Yağmur çok güzel sıralar, oturduğu yerden kalkabilir, hatta bir koltuktan başka koltuğa bile geçerken birden emeklemeye başladı????
Bu nasıl oldu hiç anlamadık. Babası da ben de emeklemesini çok istedik. Emekleyen çocukların kolları kuvvetli olurmuş diye. Ancak bütün çabalarımıza rağmen Yağmur'u yüzüstü durmaya bile ikna edemedik. Değil ki emeklesin.




Neyse emeklemeyen çocuk çabuk yürür diye kendimizi avutuyorduk ki pat Yağmur emeklemeye başladı. Hal böyle olunca yürüme çabaları önemini yitirdi. E ne de olsa bir nebze özgürleşmişti artık. Kimseye ihtiyacı olmadan istediği yere gidebiliyordu. Yaşını karşıladı derler ya hani bizimki meseleyi yanlış anlamış galiba çünkü yaşını emekleyerek karşıladı kuzucuk.




Neredeyse 13. ayımız bitecek hala tek başına yürümeye yeltenmiyor ancak kendi farkında olmazsa herhangi bir yere dokunmadan ayakta bayağı durabiliyor ama farkederse hemen kendini bırakıyor.




 
Minicooper'ıyla gezerken acayip eğleniyor. Üstelik buz tutmayacağımız günlerde aşağıya inip açık havada geziyoruz ki işte o zaman kendini kaybediyor Yağmur kuş. Bkz. fotolar.




Dil gelişimine gelince;
10. ayda 'anne gel' bile diyen yavru şimdi 'anane, teyze, abla' gibi öğrendiği kelimeleri bile bıraktı herkese 'anne' diyor. Benim için sorun yok ama garson abilere bile anne deyince bir tuhaf oluyor.



Kitaplarda, dergilerde gördüğü ya da kıyafetlerinde basılı resimlerdeki şekil ve nesnelere 'bebe' diyor. Bu oyuna ilk bebek dergilerindeki resimlere bakarak başladığımız için sanırım.



Al-ver oyununu artık sözlü oynuyor. Hayvan resimleri ya da herhangi bir oyuncak hayvan görünce 'möööö' diyor. Bizim çiftlikte kedi de kuş da mööö diye ses çıkarıyor yani.

Mimik ve oyunlara gelince;
Onlar anlatılmaz yaşanır ancak. Hepsi bir harika. Bir bebeğin gelişim sürecinde dönüm noktaları 4. ay ve 11. aymış. En azından bizim bebeğimiz için öyleymiş. 11. ay itibariyle bebeğimiz gitti yerine her şeyden anlayan bir çocuk geldi sanki.


 


Birimiz ortamda biraz sesli gülsün mutlaka eşlik ediyor kahkahalarıyla, 'anlatalım bir bir bir' ve 'seni seni'yi gerçekten anlatılacak bir şey olduğunda ya da bir suç işlediğinde yapıyor, terlik, elektrik prizi ya da oynanması sakıncalı herhangi bir şey görünce 'e eee' diyerek yanına gidiyor ve alıp bana veriyor ya da ısrarla gösteriyor -bu sayede artık başka bir odada bile olsa sesinden tehlikeli bir şey yaptığını anlıyorum ve müdehale ediyorum-, 




bay bay yaparken  bazen sözlü de 'bay bay' diyor, öpücük atıyor, beni öp hadi diyince öpüyor -biraz sulu oluyor ama idare ediyoruz- banyo zamanı gelince saçlarını yıkama taklidi yapıyor, burnunu gösteriyor,



Yağmur nerede diye sorulunca göğsüne dokunarak kendini gösteriyor -bazen burnuyla kendini karıştırıyor ama-, bir resimde kedi nerede ya da dede nerede denince parmağıyla ilgili resmi gösteriyor. Telefon ve telefona benzeyen bir şey bulunca hızlı bir hareketle kulağına götürüp anne veya alo ile anne'nin karışımı olan 'alle' diyor. Ve bıdı bıdı bir şeyler söylüyor anlamıyoruz tabii. Evdeki bilimum kumandaları etki ettikleri cihaza tutarak kullanıyor. Televizyon kumandası ilk sırada, sanki çok TV izlermiş gibi.



Bu arada önceki hafta ziyaretimize gelen ananemizi hemen özledik bile. Duyurulur!