31 Aralık 2011 Cumartesi

yeni yıl yeni yıl

Yeni yıl geldi çattı.
Yağmur'un devam ettiği iki oyun grubunda da yeni yıl partisi, kostüm veya çekiliş koşturmacası.
Yağmur'un özel kartpostal hazırlığı ve dünyanın ve Türkiye'nin dört bir yanına gönderme telaşı 
Ensemde nefesini hissettiğim 2. yaş günü partimiz. (6 Ocak)
Aksi gibi doğumgününü yapmayı planladığımız yerin Ocak 1 itibariyle işletme değişimi nedeniyle Şubat ayına kadar kapatılmasına karar verilmesi.
Ortada dımdızlak kalma durumları.
Bütün bunlar yetersizmiş gibi bu aralar Yağmur kuşun anti-işbirlikçi mızmız tavırları.
Nefesimi tuttum bekliyorum...



İşte Mygym'deki yılbaşı partimizde Yağmur ve ilk sınıf arkadaşları.
Şiş göz ve kırmızı burnun sorumlusu hiçbir fotoda göremediğiniz noel baba şapkasıdır.
Tamam tamam kabul ediyorum biraz zorlamış olabilirim.
Vee kurabiyeler yine made by momy :)

Herkese mutlu yıllar diliyoruz....








2 Aralık 2011 Cuma

TV sihir mi?

Yağmur 21 aylık olana kadar yani henüz 2 ay öncesine kadar kimileri için sihirli ama benim için kontrol edilemez ve dolayısıyla biraz tehditkar bir nesne olan TV denen kutuyla pek haşır neşir olmamıştı. Belirli periyotlarla gitmeye çalıştığımız MATURE eğitim ve danışmanlık merkezindeki danışmanımız 2 yaşına kadar TV nin çocukların dil ve duygusal gelişimleri, sosyal becerilerinin oturması gibi bir çok açıdan yıpratıcı olduğunu söylediği ve birçok yerden de okuyarak bu bilgiyi teyid ettiğim için misafir demedik, alınır, gücenirler demedik Yağmur uyuyana kadar evde TV açılmasını yasakladık. 




Nasıl başladık sorusunun cevabı ise sanırım pek sıradan. 
Yemek yerken!
Doğru olmadığını biliyorum ancak her şeyin mükemmel olmasını kim sağlayabilir ki???




Yağmur hiçbir zaman boğazına düşkün bir bebek olmadı. Memeye bağımlılığı sütten ziyade tenseldi. Ek gıdalara geçince benim hayatımın da kabusu başladı. Her öğün zamanı gelince bende panik atak belirtileri görülmeye başlanmıştı. Günde min. 3 öğün yaşanan bir durum olduğu için de genel bir mutsuzluk hayatıma yayıldı. İşte bu yüzden 21 aylıkken yine bir öğlen kriz anında kimse kusura bakmasın bu TV'yi açarım da bu mamayı yediririm de dedim ve o sihirli düğmeye bastım. Beslenme sırasında TV izlemenin yetişkinler için bile iyi olmadığını biliyorum ancak o günden sonra hayatım değişti dersem vicdanen biraz rahatlamama yardım eder sanırım. İnsana dönüştüm. Gülümsemeyi öğrendim. 

Ancak tabii bu yeni süreç pek de deneyimli olmadığım konularda beni zorlamaya başladı. 
TV de çocuk programları



Yağmur'a okumak için aldığım ya da kendisinin karıştırması için eline verdiğim her kitabı kontrol ederim. Onun için uygun olmayan,gelişim sürecini negatif etkileyecek bir şey var mı diye. Ancak bu durum TV de aynı şekilde vuku bulmuyor ne yazık ki...

Örneğin Pepe çizim karakteristiği, şarkıları, yaşam kültürü ve en önemlisi karakterleri açısından sempatik bulduğum konuları açısından eğitici ve yararlı bulduğum bir çizgi film. (Halay ve türkü bölümünü atlamak istiyorum çünkü pek gerçekçi bulmuyorum). Çocukların eğitiminde dinlemekten çok görmek, kıyaslamak ve taklit etmek olduğunu biliyorum. Hele ki taklit edeceği kişi akranı ise davranış aktarım hızına inanamıyor insan. Zaten bu yüzden izledikleri çok önem kazanıyor.




Yağmur'un BEN kavramı uzun zamandır vardı. Yaşı gereği de olması gereken bir durum olduğu için müdahale etmiyordum. Ancak geçenlerde Pepe uğur böceğiyle tanışıyor konulu bölümde Şilayla Pepe'nin uğur böceğinin iki ucundan tutup benim, benim diye çekiştirdiklerini gören Yağmur şimdi her şeyin bir ucundan tutup benim, benim diye çekiştirmeye başladı. Benim dediği şey kendisinin olmasa bile! 




Ya da düşüp de yaralandığı o bölümde feryat figan ağlayan Pepe'nin durumunu günlerce "Pepe düştü, üüüüü!" diyerek ağlamaklı ve aşırı heyecanlı bir ifadeyle dile getiren Yağmur'un üzerindeki etkisinin hangi boyutta olduğunu anlayamadım asla.

Veya banyo yapmak istemeyip, sineklerin kendisini kovalaması sonucu banyo yapmak zorunda kalmasının da...

Cailiou'nun yaratıcılarının  yanlış bir davranış olduğunu vurgulamak için arkadaşının eşyasını gizlice kullanması, markette annesine kurabiye alması konusunda aşırı ısrarcı olması, kız kardeşi  Rosie'nin gök gürültüsünden korkması vs. gibi

Bunların hepsi bu sorunları yaşayan çocuklar için çözüm olabilir ancak henüz sorunla tanışmamış olanlar için yoldan çıkarıcı da olabilir.

Belki bu karakterler yaşına uygun değil diyebiliriz. Ancak aynı sorunlar 0 yaş itibariyle izlenebileceğini iddia eden Baby Tv ve benzerlerinde de oluyor. Geçenlerde Baby Tv izlerken Yağmur ağlamaklı bir ifadeyle kucağıma tırmanmaya çalışarak dudağını büküp "bu değil anne, bu değil,başkası" dedi. (Kanal değiştirmek istediğinde kullandığı bir deyimdir.) İzlediği şeye dikkat kesilince oldukça acıklı sözler eşliğinde yine acıklı bir melodiyle anne kuşun  yuvasındaki yavru kuşlarla ayrı düşme hikayesinin canlandırıldığını fark ettim. Ve hemen eğlenceli bir kanala geçtim sonra da kapattım.   




Çocukların öğrenme potansiyeli ve isteğinin zirvede olduğu bu dönemde nelerle temas ettikleri çok önemli. Bu yüzden TV konusu beni çok düşündürüyor. Belki de canlı yayın olayını bırakıp. DVD, VCD ya da kayıt olayına girmeli. Bu konuda biraz araştırmalı.


28 Kasım 2011 Pazartesi

hadi anne adda gidelim

Tipe baksan adam mı cüce mi belli değil. Konuşmaya baksan tam bir kaos. 
Geçen haftalarda bir pazar gezmesine çıkmadan öncede yaşadığım dumuru anlatmadan geçmek istemedim. 
Bir yere çıkmadan önce bizim evdeki klasik sahne yine icra olmakta;
Baba ve Yağmur hazır, anne ise kendisini ve yanına alması gereken 15 kiloluk çantasını toparlamaya çalışıyor. 
Koridorda duyulan o ses ise sıra dışı.



"Hadi anneee adda gidelim!"

Edatıyla, yerinde çekilmiş fiiliyle, öznesi, nesnesiyle cümlenin her şeyi tamam. 
Ama gidilen yere gelince;
Neresi:  "adda". 
Bu ne perhiz ne lahana turşusu! 

24 Kasım 2011 Perşembe

Cupcakeci geldi hanım

-


Yağmur'un Teyzesinin doğumgünü için yaptığım cupcakeler



Bir süredir internete girmediğim için Turkcel Blog Ödülleri'nin başvuru tarihini kaçırmışım. Üzüldüm :(
Ancak geç de olsa beni haberdar eden ve onur verici sözleriyle bana ilham veren Ceylin'in annesi sevgili Fatoş'a teşekkür ederim.

21 Kasım 2011 Pazartesi

tekrar merhaba hayat!



Bir sabah uyanırsınız her zamanki gibi bir günün sizi beklediğini zannedersiniz.
Günlük hayatınızda olan aksilikleri hayatın sonuymuş gibi karşılarken,
karşınıza çıkan tümsekleri aşılması gereken engin dağlar gibi görürken,
uzun zamandır gözden kaçırdığınız bardağın dolu kısmı beni ihmal ettin, boş kısmıyla daha çok ilgilendin diye
 size sitem ederken
bir parmak şıklaması kadar kısa bir sürede
boş bir bardakla kala kaldığınızı anlarsınız.




İş işten geçmeden, bardağın dolu kısmını küstürmeden uyandım ben.

Tekrar merhaba hayat!

27 Ekim 2011 Perşembe

Yağmur'un Oyuncakları 5 (bidi)



Dikkatimi çekti de Yağmur'un en çok okunan postlarının listesinde "Yağmur'un oyuncakları" serisinin hatırı sayılır bir yeri varmış. Ve ben de epeydir bu seriye katkıda bulunmamışım. İşte bu yüzden taaaa Mayıs ayında aldığımız bu bisikleti sunmaktan gurur duyarız.

Estetik ve işlevi açısından üzerine konuşulacak çoook şey var ama ben en çok önemsediğim tarafıyla ilgili konuşmak istedim. Olmayan pedalleri. Evet bu bisikletin diğer bisikletlerden farkı pedallerinin olmaması. Pedalsız bisikletlerin bisiklet binmeyi öğrenmede çok katkısı olduğunu okumuştum. Denge kavramıyla küçükken tanışmış oluyor ve arkaya takılan yardımcı tekerlek denilen tekerleklere alışmadığı için  pedallı iki tekerlekli büyük bisiklete geçişte sorun yaşamıyormuş çocuklar.



Biz şimdilik çok memnunuz. Yağmur bisikletini o kadar çok seviyor ki her yere götürmek istiyor. Hatta babası ona şarkı bile yaptı.

Bidi bidi bidi bu kimin bidisi?
Yağmur Ardaaaa! diye bağırır
Bidi bidi bidi Yağmur'unki hangisi?
Bidi bidi bidi Pembe olan onunki

şeklinde sonsuz kombinasyonlu bir şarkı


Yani biz bu bidiyi çok sevdik. Bundan sonraki bisikletimiz yine pedalsiz olacak ancak tekerlekleri daha ince olacak yani biraz daha abla-abi bisikleti olacak.




*** Merak edenler için. Bisikleti imaginarium'dan aldık.

16 Ekim 2011 Pazar

iyi ki...




İyi ki doğmuşsun da iyi ki beni bulmuşsun.
iyi ki benimle evlenmişsin de iyi ki Yağmur'un babası olmuşsun.
Nice mutlu yılların olsun canım sevgilim.


 




Kurabiyelerden sonra bunlar da cupcake denemem.
Ben bu işi sevdim :)
Bir pastacı blogu da ben mi açsam?



 


*** Dikkat imla hatası yoktur! UFUT: Yağmur'un babasına şirinlik yapmak istediğinde ettiği hitap şeklidir.
Aslında babasının orijinal adı UFUK'tur.




 


12 Ekim 2011 Çarşamba

veda



Geçen Pazar hayatımın en uzun günlerinden biri, en karışık duyguların hissedildiği pazarlardan biri oldu.  
çocukluğumun yazlarının, bayramlarının geçtiği annanemin o güzeller güzeli evine, bahçesine, sokağına, mahallesine, kasabasına günü birlik bir gezi yaptım. 15 yıl sonra çocukluğumu kokladım tekrar. 

Kasabanın dondurmacısında, fırınında, işlevi bitmiş ama kendisi hala duran en güzel oyun mekanımız olan arklarında, aslında pek de değişmeyen evin değişmeyen sokağında, küçücük bedenlerimizle tırmandığımız, cambazlık yapıp üzerinde yürüdüğümüz, şimdi fotoğraf çektirmek için üzerine oturmaya çalışırken bile kırk şekle girdiğim taştan örülmüş duvarlarda, bakımsız kalmış bahçesinde, dikili çeşit çeşit yaz meyvesi ağaçlarından kalan tek nar ağacında, oyun oynadığımız, hafızamdaki büyüklüğünün yarısı kadar olduğunu fark ettiğim her odada, kapıda, pencerede, dedemin ölüm döşeğinde, aynalı odada, odaya adını veren aynalı dolapta, evin kokusunda, banyosunda, tuvaletinde, avlusunda, hapis mi olmuş yoksa korumaya mı alınmış emin olamadığım çocukluğumu izledim.



O günlerde bize kilometrelerce uzak ve tekinsiz gelen yalnız başımıza gitmemizin yasak olduğu çayın aslında hiç de uzak olmadığını, kim olduklarını bilmediğim ancak daha önce gördüğüme emin olduğum yüzleri, gülümsemeleri gördüm. Çocukluğumdan bugüne gelen bu kadar korunmuş başka hiçbir mekan olmadığını, kentlerin hızlı ve köklü değişimleri nedeniyle çocuklarımızın yaşadığım bu duyguları belki de hiç tadamayacağını düşündüm.


Ancak o gün bu karışık duyguların yaşanmasına sebep olan şeylerin temelinde ise hepsinden daha derin bir yara vardı:
Annelerimizin yıllar önce başlayan küslüğü nedeniyle koptuğumuz, ama gönüllerimizin hep bir olduğuna yürekten inandığım benim mağrur ama gözlerindeki hin ifadenin keşfedilmesi için çok da dikkatli olmanın gerekmediği, maço erkek profili çizmeye çalışmasına rağmen bir karıncayı bile incitemeyecek hassasiyette olan, aslan gibi iki oğlana, kendisini böbreğinin tekini onun yaşamı için düşünmeden verecek kadar seven bir eşe sahip olan, bütün bunlara sahip olduğu için şanslı ama 50 bile olmadan hepsine veda etmek zorunda kaldığı için şansız olan canım kuzenim, Haldun Abim;

Huzur içinde yat,
geçen 15 yılın heba olmasında payıma düşenler için beni affet ve
bütün güzel anılara vesile oldukları için hemen yanında yatan
ananem ve dedeme de benim adıma teşekkür et,
güle güle git.     

6 Ekim 2011 Perşembe

nasıl bir Yağmur? (II)

Yemek yemek için gittiğimiz restoranttaki garson abiye bakıp
_baadon,baadon (pardon,pardon) diyen
suratında şaşkın mı şakın ifadeyle garson abi yanımıza gelince ve
annesi
-abisi Yağmur'un siparişi var, abiden ne isteyeceksin kızım diyince
İşaret parmağını abiye doğru 1 işareti yaparak uzatan ve
bütün ciddiyetiyle
-aaran (ayran), pipet, peçete diyen
Ve abi de dahil olmak üzere hepimizin suratında kocaman bir gülümsemeye sebep olan bir Yağmur





17 aylıkken sayı saymaya başlayan ve bugün 9'a kadar kendi başına sayabilen
 tu tu tu maşallahlık bir Yağmur :)

anne babadan sonra anane, dede, hala, teyze gibi yakınlarına da
isimleriyle hitap eden




mavi, yeşil, sarı ve mor renklerini nerede görse en yüksek volumle bağıra çağıra anons eden,
hangi renk bardakta su içeceğine kendisi karar veren,
kendisine kırmızı rengi öğretmek için "bak kızım karpuz, kırmızı" diyerek tam olmamış bir karpuzu gösteren annesini bempe (pembe) diyerek dumura uğratan bir Yağmur.

3 Ekim 2011 Pazartesi

memeden kesme maceramız

Bizimkisi pek maceralı olmadı doğrusu;

Pedagogumuzun önerisiyle önce gündüzleri kestim. Sorduğunda dikkat dağıtma operasyonunu uyguladım. Gündüz emmeye çok düşkün değildi ama en zoru uykuya memeyle geçtiği için gündüz uykusu oldu. Arabasında gezdirerek uyutmak zorunda kaldık. Başka türlü olmadı çünkü 21 aylık bir çocuğu günün ortasında oyundan ayırıp uykuya konsantre etmek pek mümkün olmadı.
Danışmanımızın önerisi 1 hafta akşam uyku öncesi verdiğimiz meme hariç hepsini kesmemizdi. Gece uyanmalarındakileri de dahil. 1 hafta sonra da akşam uyku öncesi seansını bitirin demişti. Ancak ben buna cesaret edemedim. Önce gündüzleri kestim 1hafta. Sonra geceleri. Aslında en çok korktuğum gecelerdi çünkü Yağmur geceleri çok sık uyanıyor, meme dışında da hiç bir şekilde dalmıyordu. Diretirsem de ağlama krizine giriyordu. Gündüzle geceyi ayırma sebebim de buydu zaten. Ancak korktuğum gibi olmadı. Kızım büyümüş, zaten hazırmış bu değişime, benim haberim yokmuş sadece.

İlk gece uyandı meme istedi "Güzel kızım sen artık büyüdün memeye ihtiyacın yok. Memeyi bebekler emer sen abla oldun. Zaten arkadaşın Maya da emmiyormuş artık, Ali de bırakmış." dedim. O gece kafasını göğsüme koydu ve öylece uyudu bir daha da uyanmadı. Sanki sihirli sözcük buymuş gibi aylardır ve hatta neredeyse yıllardır geceleri min. 3 kere çoğu zaman da 5-6 kez uyanıp uzun uzun meme sefası süren Yağmur onca zamandır bunu duymayı beklermiş gibi bütün gece deliksiz uyudu. Tabii ben de :) Ertesi gece de aynısı oldu. Bir kere uyandı ve ben aynı cümleleri söyledim peş peşe. Ve yine uyudu sabaha kadar.
Buranın altını çizelim. Bu süreçte istenen sonucu almak için çocuğunuzun talebine karşılık kuracağınız cümlelerin tutarlı olması gerekiyormuş. Bunu önceden düşünmenizi tavsiye ederim.
Sonraki gece ise Yağmur doğduğundan beri ikinci kez hiç ama hiç uyanmadan geceyi geçirdi. (İlkinde 11 aylıktı, hastaydı ve aldığı ilaç uyku yapıyordu, ben de gece saat 2.00'de yatmıştım o yüzden aslında sayılmaz :)

Neyse 2 hafta sonunda elimizde sadece akşamları gece uykusu öncesi emen bir yavru vardı. Son hamleyi de yapmanın zamanı gelmişti. Geçen 2 haftalık süre boyunca her fırsatta kitaplarda, çizgi filmlerde gördüğümüz uyuyan, uyumak için yatağına yatan çocukların, tavşanların, hav havların nasıl uyuduğuna dikkat çektim. Meme kelimesini kullanmadan sadece resimde ya da ekranda gördüğümüzü tekrar tekrar vurgulayarak anlattım. Bilinçaltını yönlendirmek için. Galiba işe yaradı ki ilk denememiz 25 dakika sonra sonuç verdi. Yağmur yanımda bir sağa bir sola dönüp, bir üstüme çıkıp bir inip doğru pozisyonu buldu ve sızdı kaldı. Ben de yanında...
Şimdi tek sorunumuz gündüz uykuları gibi görünüyor. Birkaç seferdir aynı yöntemle yatakta uyudu ama bayağı uzun zaman alıyor. Ancak ona da alışacak diye umuyorum.

Emziren her anne gibi benim için de korkulu rüya olan bu son neyse ki hem benim açımdan hem de Yağmur açısından mutlu son oldu. Bu kadar kolay olacağını hiç tahmin etmemiştim. Çoğumuzun tercih ettiği gibi memeye salça sürme, saç takma gibi memeden tiksindirici yöntemlere baş vurmadım. Aslında başta benim de planım buydu ancak danışmanımız bunu önermedi. İleride kurduğu duygusal ilişkilerin bitişini doğru yapamayacağını, bu denli bağlı olduğu bir şeyden tiksindirerek ayırmanın çocuğun gelecekteki bağımlılıklarıyla savaşma yolunu tıkayabileceğini söyledi. Mantıksız da gelmedi.

Bugün itibariyle Yağmur'u en son emzirmemin üzerinden 1 hafta geçti. Artık organik bir bağımız yok. Göbek bağımız tam anlamıyla kesildi. Ve onu ben kestim. Bu bana çok ağır geliyor. Zaman zaman gece uykusunda çaktırmadan emzirsem bir şey olur mu acaba diye düşünüyorum. Onu emzirdiğim dakikaları hayal etmeye çalışıyorum. Sürecin sonlanmasıyla anladım ki kızım benden daha hazırmış bu bitişe. Ben hala Yağmur'u bir daha emziremeyeceğimi düşündükçe pişman oluyorum ve aklıma geceleri  saatlerce uyumayan, emen Yağmur'u getirmeye çalışıyor, onun sağlığı için olması gerekenin bu olduğuna kendimi inandırmaya zorluyorum.



Canım kızım bu milat gibi daha ne milatlarımız olacak kim bilir.
Bir çocuk büyütmek onun senden kopup gitmesinin hikayesini izlemekmiş meğer.
Bu bizim kopan ilk ipimiz.
Dilerim ki kopuşlarımız hep böyle olması gerektiği gibi ve olması gerektiği zamanda sana bir şeyler katarak olur güzel kızım.








Bloguma yorum bırakan arkadaşlar sizlere cevap yazamıyorum. Sorumlusu Blogger'dır. Haftalardır uğraşıyorum sürekli hata verip özür diliyor. Bazı bloglara bıraktığım yorumları da blog sahipleri yayınlayamıyormuş. Bu sorunu nasıl çözeceğimi bilemiyorum. Fikri olan varsa  ve paylaşırsa sevinirim.

30 Eylül 2011 Cuma

iyi ki doğdun daaan!

Yağmur'un arkadaşı, anne babasının üniversite arkadaşları Eetan ve Evim'in (Ercan ve Evrim'in) biricik "Can"larının 1. yaşını kutladık geçtiğimiz hafta sonu.



Benim doğumumda hastaneye geldiklerinde almıştık sevinçli haberini. Zaman çok mu çabuk geçiyor yoksa her şey çocuklara endekslendiği için aslında zaman donuyor biz mi her şeyin üstünden atlayıp geçiyoruz? 




Yağmur'un 1. yaş günü geldi de aklıma. Yaşadı derler ya eskiler gerçekten de 1 yaş çok önemli bir eşik. Bebekliğin bitip de çocukluğa doğru hızlı ve kocaman atılan adımların başladığı bir süreç. O gün partide baktım da Yağmur abla olmuş artık. Olgun ve mağrur bir abla. 




Kurabiyelere gelince, huzursuz anne ben bu sefer de pastacılığa soyundum desem...
El yapımı özel bir hediye olsun istedim Can kuşa.
İyi ki doğdun tombiliğim :)



28 Eylül 2011 Çarşamba

re re re ra ra ra!

Yağmur'la öğle yemeğimizi yerken telefonum çaldı.
Arayan Yağmur'un babası.

"Akşam Galatasaray Eskişehir maçına gelmek ister misiniz???"

"Şaka mı yapıyorsun tabii kiiii evet!"

"Tamam 18.30 da hazır olun o zaman".


Yağmur'un ilk maçı.
Anne gençlik yıllarında (!) fanatik cimbomlu, baba da futbolla daha doğrusu taraftarlıkla pek bi ilgisiz olunca
Yağmur da Galatasaraylı oldu.
Üstelik maç da anne ve babanın okudukları şehirin Eskişehir'in takımıyla olunca bu iş iyice güzel oldu.




Hemen interenete girildi evimize en yakın Galatasaray Store bulundu.
Yola çıkıldı. Yeteri kadar sarı-kırmızı olundu.
Cim bom bom çalışmaları sonunda cim bom bom Yağmur'un yorumuyla bom bom bom oldu.
Her gidişimde hatta sadece düşündüğümde bile bana evim hissini veren, sınırlarında 6 yıl yaşadığım Eskişehir'in futbol takımının yenilmesi dışında en güzeli de maçın skoru oldu.




Yağmur'a gelecek olursak,
Bu kadar çok insanı, gece gece bu kadar parlak ışığı görünce ve tabii yüksek sesi de ekleyelim, önce biraz afalladı, olup biteni çoook büyük bir dikkatle izledi. Sonra tezahüratlara nana, abilere gol gol diye bağırarak, alkışlara alkış tutarak ortama uyum sağladı.


25 Eylül 2011 Pazar

Bir doğum, bir ölüm

Geçen haftasonu;
Çocukluğumun "Basrem Amca"sını doğduğum şehirde son yolculuğuna uğurladığım, büyüdüğümü, anne olduğumu, çocukluğumu ne kadar özlediğimi hatırladığım , geçmişin tozlu sayfalarını araladığım, Yağmur'un varlığıyla çocuk Damla'ya tekrar baktığım, zamansız olmayan ölümlerin aileleri nasıl kenetlediğini, beklenen bir son bile olsa ölümün bütün soğukluğuyla bedene gelince ne kadar beklenmeyen duygusal bir yoğunlaşamaya sebep olduğunu gördüm.


Ve yine aynı haftasonu;
Lise arkadaşımın yeni doğan bebeğini, arkadaşlarımın da benim gibi büyüdüğünü, 10 yılı aşkın süredir görmediğim arkadaşlarımının hayatlarının, bedenlerinin ve hatta yüzlerinin değişmesine rağmen gözlerinin, bakışlarının nasıl da değişmediğini, büyüklerimizin ölerek doğan bebeklerimize dünyada yer açma asaletini gördüm.

İnsanoğlunun varoluşunun temeli olan bu iki olayın yan yana gelmesinin bir tesadüf olmadığını düşündüm.

Huzur içinde, gönül rahatlığıyla yat Basri Amcam.
Seni gülümseyen yüzünle hatırlayacağım her zaman.

İyi ki doğdun Tolga bebek.
Parlak ve mutlu bir gelecek olsun seni bekleyen
Annenle babana yaşattığın bu güzel duygular bir gün senin de olsun...

13 Eylül 2011 Salı

nasıl bir Yağmur?

Yağmur'un sadık takipçileri "nasıl da hızla büyüyor" serisini bilirler.
Dikkat ettim de o seriyi yazmıyorum uzun zamandır.
Artık anne dedi, baba dedi, emekledi, yürüdü devri kapandı;
nasıl baktı, nasıl oynadı, neyi tercih etti, ne dedi, nasıl tepki gösterdi soruları Yağmur'un bu hayattaki maceralarını daha bir tarif eder oldu sanırım.
Ben de düşündüm ve  artık yeni bir dizinin zamanın geldiğine karar verdim.
Bu yeni yazı dizisini Yağmur'un tertemiz bir sayfada oluşan biricik kişiliğine ithaf ediyorum.

Nasıl bir Yağmur?

Bana oyuncağını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim? (Bu bir derginin kapağından alınmıştır.)
Geçenlerde Yağmur'un babası kızımız hiç bebeklerle oynamıyor mu? Neden bebekle görmüyorum onu hiç dedi.
Düşündüm de bir kız çocuğuna göre pek de ilgili değil gerçekten bebeklerle.
Ben de gittim mama yedirilen, su içirtilen konuşan çok sevimli, tam teşkilatlı bir bebek aldım. Kutuyu görünce gözü parlayan Yağmur'un ilk kelimesi 'Aç!' oldu. Tamam dedim doğru yoldayım.
Kutuyu binbir zahmetle açtım. (Bu oyuncakları neden bu kadar sıkı bağlarlar anlamıyorum.) 
Orjinal bir mama tabağı ve kaşığı vardı. Kaşığı tabaktaki yuvaya yerleştirince zemberek kuruluyor ve kaşığın ağza götürülen bölümüne muza benzeyen bir parça geliyor ve bebeğin ağzına sokunca bu parça tekrar geri kaçıyor. Bu işlem o kadar hızlı oluyor ki bir an bebek sanki mamayı yemiş hissine kapılıyorsunuz. En azından çocuksanız öyle düşünüyor olmalısınız.



Yağmur'la işte bu işlemi yapmak için kaşığı aldık, tabaktaki yerine soktuk evet işte bir parça muz kaşığımızda bunu bebeğimize vererek karnını doyurmaya yardımcı olabilriz.
Hooop ağzına götür ve işte zemberek attı ve kaşık boş.
Mama nereye gitti??? Bebeğin karnına. Yaşasın hadi bi daha yapalım.

Yağmur tabii ki 'ben ben ben' der
Benim iç ses 'Tamam bu da oldu galiba'
'Al bakalım'
Yağmur kaşığı alır benim yaptığımın aynısını yapar.
Heyecanlı, sonuca bu kadar yaklaştığını hiç hissetmemiş ben
'Aferin kızıma, ne kadar güzel yaptın hadi bi daha yapalım' der.

Yağmur kaşığı alır ancak bu sefer bir başka bakar kaşığa.
Evirir çevirir, tabaktaki yuvaya sokar, çıkarır
eliyle muz simulasyonuna dokunur ve hoop kaşık boş.





İşte bu keşif anı konuşan, mama yedirilen, su içirtilen bu tam teşekküllü bebeğin sonunun geldiği andır. 
Bütün gün bir elinde kaşık bir elinde tabak gezen Yağmur da 20 aylık olmasına rağmen kişiliği ve tercihleri olduğunun ve bunu kabullenmek zorunda olduğumuzun ayaklı kanıtıdır.

9 Eylül 2011 Cuma

bir bayram - bir düğün geçti bizim evden


9 günlük bayram tatiline kuzen düğünü denk gelirse ve bu düğün İstanbul'da olursa
bu bayram nasıl bir bayram olur bilinmez ama bizim ev düğün evi olur o kesin.




Ben ev sahibi olarak durumumdan hiiiç bahsetmeyeceğim çünkü her şeyin önüne geçen bir varlık, evimizin patronu Yağmur kuş için her şey fevkalade güzeldi...




Önce Doğ (Doğa), sonra Ece (Ece) ve Ecrin, Oka (Okan Abi), Keğe (Kerem) ve Abi (Reşat Abi).
Dede enflasyonuna sebep olan bütün dedeler, annaneler (orijinali değil, yaş veya cüsse itibariyle ananeye benzeyen herkes anane), babaanne nam-ı diğer baba...
Hepsine candan teşekkürler. 





Ben ki normalde evde Yağmur'la yapışık ikiz hayatı yaşarım, 
Yağmur'un varlığını unutup panik oldum birçok kez.
Yağmur ki her gün şaşmaz en az 1-2 kere adda konusunda sözünü geçirir
evden dışarı çıkmadan günlerini geçirdi çoğu kez.





Sonuç;
 her zamanki gibi kalabalık ortamların ardında gördüğüm aynı sahne:
 büyümüş oturması kalkması, bakışları, konuşması değişmiş,
genç kızlığa daha da yaklaşmış bir Yağmur.

***Handan Abla ve Galip Abi'ye mutluluklar dileriz. Umalım ki hayatlarının bundan sonrasına "en güzel dönemi" desinler.