26 Kasım 2010 Cuma

neden bu sessizlik?

Bugün itibariyle en son postumuzun üzerinden dolu dolu 11 gün geçmiş.
Bu sessizliği bozmanın zamanı gelmiş hatta geçmiş bile.




  Bu süre içerisinde sanmayınız ki rahat rahat gezdim eğlendim, uyudum, yedim içtim.
Vicdanen hep içimde bir ukte, hep yapmayı unutmuş olduğum ya da eksik yapmış olduğumu düşündüğüm bir şeylerin duygusuyla yaşadım.
Ama sebeplerim vardı:



  • Misafiri bol gezmesi bol bir kurban bayramı tatili.

     
  • Her zaman olduğu gibi sebebini yine tam olarak anlayamadığım gece uykuya direnme nöbetleri ve dolayısıyla uykusuz geçen geceler

  • Halamızın 2 ay içinde yapmaya cesaret ettiği ve üstesinden geldiği evlililik hazırlıklarına rağmen bizim ana-kız o gece ne giyeceğimizin karar ve icraatı için bu sürenin yetmemesi ve son haftaya sıkışması


  • Tam geçti derken tekrar öksürük ve iştahsızlık
  • Bütün bunlar yeterli değilmiş gibi bir de aktivite katılım çılgınlığı. 
 Ve aşağıdaki Yağmur'un yaklaşık 2 aylık arkadaşı Can'la çekilmiş fotoğrafları, 



Onun artık bir bebek olmadığını annesine ve herkese ispatlasın olur mu? 



Son olarak yukarıdaki fotolar Sapanca gölünün kıyısında butik bir otel olan Club Lale'de çekilmiştir. Haftasonu kaçamağı yapmak için ideal bir yerdir şiddetle tavsiye edilir.

15 Kasım 2010 Pazartesi

bayram denince;

özellikle de kurban bayramı denince ben;




annanemin koskocaman meyve ağaçlarıyla dolu bahçesinin içerisinde kuzenlerimle geçen koşuşturmalı, macera dolu günleri,
annelerimizin kurduğu eşsiz ağaç salıncaklarını ve binmek için girilen sırayı,
kahkaha krizlerini, çığlıkları, kavgaları, kısacık süren küslükleri,



  
ayak uçlu-baş uçlu yatılan gecelerde ananenin horlamasına ilk kez duyuyormuş gibi her seferinde altına yaparcasına gülünen geceleri,
büyüklerin şşşşt sesilerine çok da fazla aldırmadan yapılan yorgan altı sohbetlerini,
 geceleri bahçede gezdiğini idda ettiğimiz büyükbaba ve diğerlerinin ruhlarını -ya da kuruması için asılmış beyaz çarşaflar da olabilir-




borsa oyununu, üstünde işini bilen bir cambaz edasıyla yürünen üçgen ve yarım daire  kesitli duvarları,
her türlü su oyunun oynandığı arkları,
kalabalık sofraları, muhteşem yemekleri,




 bayram harçlıklarını, bu harçlıkla neler alınacağına dair kurulan hayalleri,
sen kaç lira topladın o kaç lira toplamış dedikodularını,
peşinden koşulan ablaları, peşimizden koşturduğumuz kardeşleri,
isim takılan, sahiplenilen ve özenle beslenen koyuncukları, ve bu koyuncukların kesilip pişirilmesini protesto etmek amacıyla kurban etini değil de kasaptan alınan eti yemeyi -en azından öyle yaptığını zannetmeyi-




hep çok komik bulduğum kümes hayvanlarını, sevimli mi sevimli civ civleri,
çıkmaya çalışılan ancak nasıl inileceğini bilemediğimiz ağaçları, dalından koparıp yediğimiz erikleri, vişneleri, kayısıları, narları, üzümleri, korukları
hatırlarım.




Hem de özlemle hatırlarım. Sadece o günler geride kaldığı için değil. O saf, güzel ruhlar, o henüz egolarının esiri olmamış çoçuk ruhlar da geride kaldığı için özlemle hatırlarım. O ne yaşanırsa yaşansın her zaman sevgilerinin kırgınlıklarında daha büyük olduğunu anlayıp üzerine kalın mı kalın bir perde çekme kabiliyetinde olan yetişkinlerimiz geride kaldığı için özlemle hatırlarım.




İşte bu yüzden ben bu bayram dilerim ki;

Kızım ömür boyu kıymetini bildiği, her zaman dayanışma içinde olduğu,
şimdilik biricik olan Nehir kuzeni daha sonra da halasından kaynaklı olacak kuzenleriyle
kıskançlık, bencillik gibi teslim olunması kolay
ama daha çok teslim olan kişiye zarar veren kötü duygulardan yoksun,
birbirleri için mutlu olmayı bildikleri, iyi günde ve kötü günde hep birlikte oldukları
kuzenlik ilişkilerine sahip olsun.

Herkese iyi bayramlar dilerim...


***Bu güzel fotoğraflar Yağmur'un babasının objektifinden

9 Kasım 2010 Salı

nasıl da hızla büyüyor IV...

10. ayımızı hem doğum tarihi  hem de doktor kontrolü itibariyle tamamlamış olarak nasıl da hızla büyümüşüz bi bakalım:

9. ayda en önemli gelişimimiz dilimizde oldu. Daha önce bahsetmiştim ya hani 8 aylık olmasına rağmen bababa dedede gibi basit heceleri bile kullanmıyor hep izliyor ve dinliyor diye. Bir bildiği varmış.
Artık bu heceleri kullanıyor hem de bayağı profesyonelce. 1 ay içerisinde hem bababa dedede hecelerini söktü.
Hem baba , dede ve hatta sonunda da anne demeye başladı. Üstelik bilinçli olarak.
İNANILMAZ BİR DUYGUymuş.


Anne gel, baba gel diyor. Elimde ne varsa, her nerede, ne işle uğraşıyorsam bırakıp hemen yanına gidesim geliyor.
 Ayrıca 'al', 'at', 'mama', 'meme' de kelime dağarcığımızın incilerinden.
Hatta anne derken, bazen gaza gelip arka arkaya defalarca söyleyince sanki anane diyormuş gibi geliyor kulağa. Anane duysa deli olur herhalde.
Bir de ne anlama geldiğini henüz bilmediğimiz bazı kelimeler var ki onların tadı bambaşka.
  
9. aydaki gelişimimizde motor hareketlere gelince:

Hala emeklemiyoruz.
Emeklemesi için yüzüstü pozisyonda bırakıldığında hemen oturur pozisyona geçiyoruz. 
O zaman etkili bir oyuncağı ulaşamayacağı bir yere koyuyorum.
Bu sefer emeklemek yerine oturur pozisyonda poposunu kaydırarak ulaşıyor nesneye. 
"Emeklemek istemiyorum ısrar etme anne" diyor.
Bizim de saygı göstermekten başka çaremiz kalmıyor.



Yalnız bu yüzüstü bırakılınca otomatik oturma pozisyonuna geçme güdüsü geceleri başımıza bela oldu.
Uykusunda bir taraftan diğer tarafa dönerken kazayla yüzüstü pozisyona geçerse sonra otomatik olarak oturma pozisyonuna geçiyor.
Uyku sersemi yatakta beklenmedik bir anda kendini oturur bulunca da doğal olarak ağlamaya başlıyor. Böylece gece uyanmalarımız biraz daha artmış oluyor.




Ancak ellerinden tutarak yürümeye bayılıyor.
Hatta biraz yürütüp oturtmak istediğinde sopa gibi kaskatı kesiliyor ve ciyaklayarak oturtma işlemini protesto ediyor.




Henüz tam olarak sıralamıyor ama koltuktan tutunarak bir-iki adım atıyor.
Tay tay yaptığımda bir kaç saniye dengede bile duruyor.




Geldi-yedi oyununa bayılıyor. Babasının kucağında annesine doğru uçmaya,
gel babası gel gel gel, anlatalım bir bir bir oyununa,
cee oyununu herhangi bir kumaş parçasıyla (halk arasında: çaput) kendi kendine oynamaya,
bir şeyleri bir şeylerin içine sokmaya ve çıkarmaya, 
hepsinden önemlisi herhangi bir şeyi başardığı o ana bayılıyor.




Gelişim döneminde çok keyifli bir 'level'a geçtik.
Artık O'nun ihtiyaçlarını gideren teknik bir anne olmaktan arkadaşı olmaya doğru ilk adımlarımı attığımı hissediyorum.
Yani kendimi bu aralar müthişşşş hissediyorum.




Bu yüzden midir bilmiyorum bu aralar acayip gezer ve aktivitelere katılır olduk.
Nadir yazılan postların, geç girilen fotoların suçlusu da bu durumdan başka bir şey değildir işte.

*Ve Atatürk ölmedi yüreğimde yaşıyor!

4 Kasım 2010 Perşembe

Herkes gider Mersin'e bizimkisi tersine

 Aylardır "bize bi halley oluyor" dedik,
"offf bu ne huysuzluk" dedik,
"uykulara ne oldu böyle" dedik, "bu ne iştahsızlık böyle" dedik 
ve hatta son haftalarda
"Yoksa memeyi mi bırakıyor??? Emmemek için vücudundaki tüm kaslarla nasıl da karşı koyuyor" dedik.
Ve sonuna geldik. Yoksa başlangıç mı demeliydim?
Evet evet geçenlerde üstten iki dişimiz ardı ardına "ta taaam!" dedi bize.  



Alt damağımız öyle bir kabardı, öyle bir kabardı ki üst damağın o kendi halindeki sessiz ve marur bekleyişinden hiç şüphe bile etmedik. Meğer o çoktaaan işini bitirmiş bile. Alt gösterip üst vurdu yani. Bu arada Yağmur'un dişini de ilk gören teyzesi oldu bilmiyorum artık????


Ancak paylaştığıma bakmayın fotolar 10 gün kadar öncenin. Birkaç gün de nazlı Yağmur'un yeni olduğu için midir bilinmez pek göstermek istemediği dişlerinin pozunu yakalamaya çalışarak geçti. Bugün itibariyle alt dişimizden biri daha kendini gösterdi. Üçledik yani. Dödüncünün de nefesi ensemizde.