30 Ekim 2010 Cumartesi

 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız
Kutlu Olsun!


Ben bu fotoları çekerken Yağmur'un manzaranın etkisiyle donmuş kalmış suratı asıl çekilesiymiş ama malesef kaçırdım :(

28 Ekim 2010 Perşembe

Mature'dan öğrendiklerim

Geçen haftalarda bir arkadaşımla (Deniz'in annesi) konuşurken keşfettim burayı. Mature Eğitim ve Aile Danışmanlığı Merkezi. Yağmur'u bir gün elbet pedagoga götürecektik ancak 2 yaş sendromuna aylar varken huyu suyu bile tam olarak ortaya çıkmadan yani 9,5 aylıkken götürmeyi hiç düşünmemiştim. Şimdi ise keşke daha önce götürseydim diyorum.



Aslında doktorumuz Semra Hanım'ın önerilerinin çoğunu içgüdüsel olarak yaptığımı farkettim. Ama yapmadıklarım da varmış onları da farkettim. Bebeğiniz kaç aylık olursa olsun gitmenizi öneririm. Gelişim kitaplarında birçok bilgiyi bulabileceğinizi biliyorum ancak bu tür bir yardımın avantajı bebeğinizin kişiliğine göre tavsiye alma olanağı sağlaması.




Biz de bu ziyaretimiz sayesinde birçok şey öğrendik:

  • Kaba ve ince motor, dil gelişmi gibi işlemleri beynimizde yapan bölgelerin farklı olduğunu ve bu bölgelerin birbirleriyle yarıştıklarını, anne babaların da çocuklarının daha başarılı oldukları  alanı görüp motive olup o yönde oyunlar oynatmayı tercih ettiklerini, bu yüzden hep aynı bölümün gelişmesine yardım etmiş olduklarını, yapılması gerekenin beynin bu bölümlerinin birbirleriyle kapışmasına olanak sağlamak ve geride kalana destek vererek ona göre oyunlar oynatmak olduğunu öğrendik.



 Yani bebeğiniz bir üzüm tanesini bir elinden diğerine rahatlıkla geçiriyorsa muhtemelen sıralamıyordur. Bu yüzden eline sürekli üzüm verip bir elinden diğerine ne kadar güzel geçirdiğini izlemek yerine sıralaması için ona imkanlar oluşturmak gerektiğini öğrendik. 
  • Obje sürekliliğini kavramış bir bebeğin anne babasından ayrılmasının psikolojisinde daha etkili olduğunu. Yağmur'un babasının mecburi seyehatlarında Yağmur'a bir haller olmasının ne kadar doğal olduğunu öğrendik.
  • Bebeklerin beyninin %70 inin ilk br yılda geliştiğini,
  • Her bebeğin kişiliğinin farklı olduğunu, Yağmur'un direkt göz kontağı kurarak öğretmeye çalıştığım bir şeye psikolojik baskı hissedip konsantre olamadığını bu yönüyle hem annesine hem de babasına çektiğini öğrendik.
  • Konuşma becerisinin gelişmesi için konuşmanın, şarkılar, tekerlemeler söylemenin yeterli olmadığını, heceleri sökmesi için bababababa dededede gibi basit heceleri binlerce kez tekrarlamak gerektiğini öğrendik,





  • Emeklemiyor olmasının kaba motorun gelişimi ile ilgili negatif bir durum olmadığını, kaba motor gelişim derecesinin en çok oturması ve ayakta durma yeteneğinin gösterdiğini öğrendik.
  • "9 aylık bebek ne anlar 'hayır'dan" sözünün yanlışlığını, kesin ve net konuşmanın yararını öğrendik.




  • Yaşıtlarıyla bir araya gelmesinin gelişimi için ne kadar önemli olduğunu öğrendik,
  • Kendisiyle oyun oynayan annesiyle ve-veya babasıyla geçirdiği kaliteli zamanın ne kadar değerli olduğunu öğrendik.
  • Morpa yayıncılıktan Karamela Sepetinin cdlerinde çok güzel şarkılar olduğunu ve Yağmur'un dinlemekten çok heyecanlandığını öğrendik.

25 Ekim 2010 Pazartesi

ne demek?

Benim komik mi komik bir kocam var. Daha önce bahsetmiş miydim kendisinden?
Geçtiğimiz hafta Annelerin Dünyasında konu 'Blog Anneleri' ydi. Önceki haftanın kabusundan sonra (Yağmur'un diş çıkarma mücadelesi) bilgisayarın başına geçmeyi başardım sonunda.



Gece Yağmur uyurken 23.00 sularında tam konsantrasyonla yazarken. Yanıma Yağmur'un babası geldi. Biraz sohbet ettik, ben yazdıklarımı okudum vs. vs. Sonra işim bitip de yanına gittiğimde gazetenin ekine bişeyler çiziktirdiğini gördüm. 'Ne yapıyorsun?' dedim. 'Yazıyorum.' dedi. Ama ne yazdığını tahmin edemezsiniz. Şimdi aşağıda benim yazım ve onun da altında son aylarda yaptığı diyet sayesinde 9 kilo veren benim bi alem kocamın yazısı. İyi eğlenceler!


Blog Annesi olmak demek;

Söyleyecek şeyleri olmak demek,
Çocuğunun ilklerini yaşarken hissettiği şeylerin içine sığdıramayacağı kadar çok güzel ve paylaşılası olduğunu düşünmek,
Yaşanan kötü deneyimlerle ilgili yalnız olmadığını bilmek demek.
Hayatındaki her kareye blogger gözüyle bakmak,
Duyduğu her şeyi bu gözle taramak demek.
Kendisi gibilerin varlığını özümsemek ve onların işine yarayacak informasyonları paylaşmaktan keyif almak demek.
Yazarak düşünmek ve bu sayede bilinçlenmek,
Diğerlerini okuyarak düşünmek ve bu sayede bilgilenmek demek.
Bloğundan bir süre uzak kalınca hayatında bir şeylerin eksik olduğunu hissetmek,
Fotoğraf makinası yanında değilse kendini biraz çıplak hissetmek demek.
Kendi hayatıyla tekrar yüzleşmek,
Samimiyetini tekrar test etmek demek.
Yüzünü bile görmediği ama hayatlarını tanıdığı ve yıllardır tanışıyormuş gibi hissettiği bir sürü arkadaş,
Demet demet geçmiş olsun, iyiki doğdun, başın sağolsun, tebrikler demek.
Blogunun tasarımını evini dekore etmenin heyecanına benzer duygularla yapmak,
Yazacak çok şeyin olmasına karşın zamanının olmaması demek.
Okuduğun her posta yorum yazmak istemek ancak bunu hiç başaramamak demek.
Yazmak için uyku zamanlarını seçmek ve O uyuduğunda da onun için bir şeyler yapıyor olmak,
"Bir gün bunları okurken ne hissedecek acaba?" sorusunu durmadan sormak demek.
Sanki herkes seni izliyormuş gibi işini ciddiye almak,
Sanki kimse okumuyormuş gibi açık yüreklilikle içini dökmek demek.




Diyet Yapmak Demek;

Sanki herkes göbeğine bakıyor da arkandan fıfıs konuşuyor ya da göbeklisin diye hiç kimse zaten bakmıyor demek,
Para biriktiren bir çocuğun sık sık sayması gibi tartılıp durmak demek,
Başardıkça hedefi biraz daha ileriye koymak demek,
İçin birşeyi yemeğe hazırlanırken, dışının postayı koyması demek; içi dışı bir olmamak demek,
Zayıfladıkça sevinirken alınacak kıyafetlerin ne kadar çok olduğunu düşünüp "biraz yesem mi?" demek,
Verdiğin her kilonun taşıdığın bir kutu süt kadar olduğunu düşünüp "vay beee!" demek,
Yağmur, annesinin mama teklifini reddederken "Ben yesem kızım kilo alsa olmaz mı?" demek.


23 Ekim 2010 Cumartesi

MİMİM

Dedim ya nerdeyse iki haftadır bizim evde bir Yağmur bir Yağmur sel kıyamet aldı götürdü beni. Uyku düzenimiz amuda kalktı, memeyle aramız limoni, alt damağımız kabardı da kabardı. Haliyle internet bana uzak sevgili oldu. Ama aklım hep burdaydı. Neler oluyordu acaba???




 Nitekim ilk mimimi (yazılası ve okunası bol 'mi'li bir kelime oldu) az kalsın kaçırıyormuşum :)) Adaşımız Yağmurlu Günler bize bu ilki yaşatan olmuş.




İşte blogger'ın istatistik değerlerine göre bizim favorilerimiz:


  1. ergobaby Türkiye'de                Yazarken hiç aklıma gelmezdi 1 numara olacağı
  2. bebeğiniz için alışveriş II        Söz konusu alışveriş olunca tıklamaya hiç üşenmiyoruz galiba
  3. nasıl da hızla büyüyor              Bu sorunun cevabını da merak eden epey olmuş
  4. yağmur'un oyuncakları 2         Benim de favorimlerinden bu oyuncak
  5. bebeğinizle ilk günler I            Yazalı daha 1 ay bile olmamışken listede nasıl bu kadar yukarılara çıkmış ilginç.



Mime gelince ben bu mimi konsept gereği bloglarını ziyaret etmekten en çok hoşlandığım top5 ime göndermek istiyorum. Belki Onlar bizim blogumuzu hiç ziyaret etmediler ama olsun, belki çoktaaan mimlendiler ve cevap yazdılar ama olsun. O zaman Onlar da istatistiki değil de kendileri seçseydi 2010'un hangi 5 postunu favori olarak seçerdi onu yazarlar belki ne dersiniz olur mu Defne'yle Yaşamak, Hayatımdaki D'ler, Meripoint, OİPPuCCa Günlük ???


20 Ekim 2010 Çarşamba

bebeğinizle ilk günler II

2.uyku

Şanslı azınlık arasında değilseniz bebeğiniz ilk günlerde gündüzleri bir melek gibi uyurken, geceleri tam zamanlı mesaide demektir. Bu gece-gündüz uymsuzluğunun en önemli nedenlerinden biri bebeğin anne karnındaki günlük rutinidir. Bebekler genellikle anne karnında gündüzleri annenin hareketleri sayesinde sallanan beşiklerinde, gündelik hayatın seslerinin ninnisiyle uyurlar. Gece olup da anne uyuyup, sessizlik çökünce tıpkı bir kedi yavrusu gibi uyanır ve taklalar atmaya başlarlar.

Bir gece saat 4 civarı Yağmur öyle bir hareketlenmişti ki karnım tıpkı bilimkurgu filimlerinde alien yutmuş bir kadının karnı gibi ani hareketlerle sürekli  şekil değiştiren bir karın olmuştu. O kadar sıradışıydı ki yanımda yatan baba adayı panik olup hastaneye gitmek için baskı yapmaya başlamıştı. Doğumdan sonra da aynı şekilde gündüz uyuyan bebeğim geceleri uyku nedir bilmiyordu. Tek farkla bu sefer annesi horul horul uyumuyor ona eşlik ediyordu.

Bebeğinizin bu uyumsuz rutinini tersine çevirmek sizin göreviniz. Bu görevi de gündüzleri 3 saat kesintisiz uykuya en fazla 2 kere izin vererek ya da uykularını 1,5 saatlik uykulara bölmesini sağlayarak yerine getirebilirsiniz. Bu sizin göreviniz diyorum çünkü etrafınızda  "ay uyuyan bebek uyandırılır mı hiç???" gibi yorumlar çok duyacaksınız ve vicdanen sanki gece horul horul uyumak için bebeğinizin gündüz uyumasına izin vermiyormuş gibi hissedecek ya da hissettirileceksiniz. Oysa ki iç sesinizi, onu duyamıyorsanız da benim sesimi dinleyin; büyüme hormonu geceleri salgılandığı için bebekler uzun ve derin uykularını geceleri uyumalıdırlar ve bu gereklilik tamamen onların sağlıklı büyümeleri içindir.

Bunları okurken söylemesi kolay derin derin uyuyan bebeği nasıl uyandıracaksın derseniz bir iki yöntem var. Üstünü inceltebilirsiniz, kollarına bacaklarına esnetme hareketleri yaptırabilirsiniz buna rağmen uyanmıyorsa kesin çözüm koltuk altlarından tutmak koşuluyla yere dik bir şekilde havada tutarsanız bacaklarını karnına çekip oyuncak bebek gibi  gözlerini açtığını görürsünüz. Biliyorum psikolojisi ağır ama birazcık gayretle 1-2 günde geceleri mışıl mışıl uyuyan bir bebeğiniz olabilir (tabii gaz vb. diğer sorunlar engel değilse).

Uyku ile ilgili adetten olduğu için söylemem gereken bir diğer şey "bebeğiniz uyurken siz de uyuyun". Ama bunun teoriden ibaret olduğunu gerçekleştirilebilir bir eylem olmadığını ben bizzat deneyimledim. Ancak belki siz becerirsiniz diyerek ben önermiş olayım.

Uykuya geçiş biçimiyle ilgili de binlerce yazılan çizilen şey var benim burda ahkam kesmem hiç doğru olmaz hele bebeğini hala emzirerek uyutan bir anne olarak. Ama okuduğum bütün kitaplardan -hangi kitaplar olduğunu yazacağım- benim çıkarımım bir bebeği anneden bağımsız uyutmak için -yani kendi kendine yatağında uyutmak için- mutlaka ağlatmak gerekiyor. Her yöntem az ya da çok bunu gerektiriyor. Ben bebeklerin kendi başına uyumak istememelerinin bir sebebi olduğuna inanıyorum. Ne olduğunu bilmiyorum ama hamileliğim boyunca bebeğim bana neyi neden yaptığını ne kadar iyi bildiğini o kadar çok kereler ispatladı ki bu sefer de bir bildiği vardır dedim. Belki de temas da anne sütü kadar önemli bir gıdadır onun için dedim. Yine de Tracy'nin yatır-kaldır yöntemini denedim, 2 kere! Ferber'in annelerimizin zamanından kalma ağlamaya terk etme yöntemine alternatif olmuş bir yöntem ama ağlama krizine girmesine engel değil en azından Yağmur'la deneyimimiz hep öyle son buldu; memede bile sakinleşemeyen bir Yağmur. İlla ki bir yöntem uygulamak isterseniz ben Solter'in Bilinçli Bebek kitabında bahsettiği yöntemi  tavsiye ederim. Denemedim ama okuyunca mantıklı bulduğum bir yöntem. Bebeğinizin propu neyse (yani uykuya geçerken varlığına alışmış olduğu  nesne, hareket ya da durum) yine onu uygulayın ama uykuya geçmeden hemen önce proptan ayırıp yatağına yatırın diyor. Örneğin emzirerek uyutuyorsanız yine emzirin, iyice mayışıp gözleri kapanmaya başlayınca yatırın yatağına diyor, eğer reddederse tekrar emzirin ta ki kabul edip uyuyana kadar diyor. Ancak dediğim gibi ben denemedim ve Solter'in yalancısıyım.

Uyku konusu her annenin sorunu ancak unutmamak gerekiyor bu sorun bir gün bitecek ve çocuklarımız kendi kendilerine uyuyacak ve hatta zorlasanız bile uyanmak istemeyecekler. Yine de yok ben o kadar bekleyemem bu sorunu çözmem gerek diyenler için bu konuyla ilgili bir blog önerim olacak:
Mutlu'nun blogu http://bebegimuyuyor.blogspot.com/ çok faydalı bir site. Ama yine eklemeden geçemeyeceğim her bebek başka bir şahsiyet, bir bebekte işe yarayan yöntem diğerinde yaramayabilir hazırlıklı olun.

İlk haftalarda bebeğinizin gece ve gündüz ayrımını oturtmuşsanız ve gaz vb. sağlık sorunları yoksa uykusal sorunlar çok ağır olmuyor. Olsa da geçici oluyor. Genelde uyumaya meyilli yenidoğanların sadece karınlarını doyurmak için uyandıklarını söyleyebiliriz. Örneğin gürültüden, ışıktan ve diğer çevresel faktörlerden pek etkilenmezler ta ki  2-3 aylık olana kadar. Ben Yağmur'un sesten negatif etkilenmeden uykusuna devam eden bir bebek olmasını çok istemiştim. Bunun için de annemin önerdiği radyo ile uyutma, insanların seslerini kısmama gibi yöntemler uyguladım. Ancak anladım ki her bebek başka muamele istiyor. Sizin ne istediğinizin hiçbir önemi yok Üstelik Yağmur 1 aylıkken televizyonu farkederdi 2 aylıkkken ne kadar engellemeye çalışsanız da  televizyonu bulur ve bakardı. Birisi biraz sesli ya da heyecanlı konuşsun hemen kafasını sesin geldiği yere çevirirdi. Bu yüzden Yağmur'u sessiz bir ortamda uyutmaya başlamasaydım gece 1 lere kadar bizimle televizyon izlemeye devam edecekti. Dedim ya her bebeğin yapısı başka. Şimdi "Ay çok fena alıştırmışsın sen bunu" diyenlere gülüp geçiyorum.

Güzel bir uyku için rutin önemli. Tracy Hogg'un rutinini bazı farklılılarla kullandım. Yağmur'un göbeği düştüğünden itibaren kış demedim yaz demedim her gün uyumadan önce yıkadım. Yıkamadığım günler de özellikle ilk aylarda Yağmur'un hal ve hareketlerinden eksikliğini hissettim. Rutini oluşturduğumdan beri  akşam 8.00-8.30 gibi uyuyan Yağmur sabah 8.00-8.30 gibi uyanıyor. Tabii deliksiz değil. 6. aydan sonra gecede 3-4 kez uyanır oldu. Daha önceleri sadece bir kere uyanıyordu. Hatta uyanmıyordu, uykuda emziriyordum 10.00 10.30 gibi (Tracy'nin uyku öğünü).
Gündüz uykuları ise pek iyi değil: şu anda sabah uykusunu 1.30 saat civarı uyuyor akşam üstü de 45 dakika max. 6 aydan önceleri günde 4 kez uyuyordu (biri şekerleme). 6. aydan sonra sihirli değnek bize de dokundu yani.
Zaten ilk ay bir rutin oluşturmak imkansız gibi bir şey. Büyüme ataklarında zaten göğsünüze broş olacak yavrucak. İlk ayda emzirmek uykudan daha önemli. Bebeğiniz ne kadar emmeye ihtiyacı olduğuna kendisi karar verecektir. O'na güvenin derim ben. Rutini 2. aydan sonra yavaş yavaş oturtmaya çalışın. Hatta gazlı bir bebeğiniz varsa 3. ayı bekleyin derim. Yağmur'un rutini gaz problemi olmamasına rağmen 3. aydan sonra oturdu. 8.00-8.30 uyanış, 9.30-10.00 sabah uykusu, 11.00-11.30 uyanış12.30-13.00 ikinci uyku 13.30-14.00 uyanış, 15.30-16.00 akşamüstü uykusu, 16.30-17.00 uyanış, 18.00 gibi 30  dakikalık bir şekerleme, 19.00 banyo, 20.00 gece uykusu başlangıcı, 22.00-23.00 arası uyku öğünü ve çoğu zaman sabaha kadar uyku bazen 5.00-6.00 arası bir kere uyandığı olurdu.

Tabii uyku rutini de önemli. Uykudan önce yapılan banyo, masaj, yumuşak ses tonuyla konuşma ve belki bir şeyler okumak güzel bir uykunun ritüellerinden sayılabilir.

Uyku şekilleriyle ilgili; sırt üstü ve yan yatırabilirsiniz. Yüzüstü yatırmamanızı öneriyorum. Zaten doktorlar da önermiyorlar. 'Ani Bebek Ölümü Sendromu' nun en önemli sebeplerinden sayılıyor yüzüstü yatırmak. Devamlı sırt üstü yatırmak da bebeğin sırtını ağrıtabileceğinden, bazen yan yatırabilirsiniz. Ancak güvenlik açısından bunu gündüzleri yapmayı tercih edin. Yan yatırmak için daha önce de önerdiğim gibi üçgen yastıklardan kullanabilirsiniz. İlk haftalarda sırt üstü yatarken kusması durumunda toparlanması zor olabileceğinden yatağının altına eğim verecek bir battaniye vb. koyun.

Gece güzel uyuması için gündüz uyanık tutmaya çalışmayın. Uyarılan bebek daha zor uyur. Yenidoğanlar günde ortalama 16,5 saat uyuyorlar. Ancak 10 saat uyuyan bebekler de normal sayılıyor. Şunu hiç unutmamak gerekiyor ilk ay bebeğin dünyaya merhaba dediği bir dönem. Bu dönemde çok fazla müdehale yerine onun maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaya çalışın. Rutin için çabalamayın. Bebeğinizle ilk günlerin, varlığının verdiği pozitif duyguların tadını çıkarmaya bakın ve unutmayın negatif düşüncelerinizin gerçekleşme ihtimali çoook çok zayıf. Onların kafanızın içinde olmasının nedeni doğanın size bahşettiği anne olma duygusundan baka birşey değildir. Bu sayede onun bu hassas dönemde vukuatsız olarak hayata alışmasına yardımcı olacaksınız. Sonsuz abartma hakkınız var çünkü siz lohusasınız!

Bir daha ki bölümde temizlik ve genel bakımdan bahsedeceğim. Bilginize...

***Son bir haftadır Yağmur kuşa bir haller oldu. Yemiyor içmiyor, uyumuyor, mızır mızır mızırdanıyor. Sanırım bu sefer dişler tamamdır. Kara göründü. Pırtladı pırtlayacak. Ama benim de ruhum tükendi. Hal böyle olunca burası biraz ihmal edildi. Arayı kapatmaya çalışacağım.

12 Ekim 2010 Salı

olağandışı bir pazar...

Bakın benim olağandışı bir pazarım nasıl olur:

Ailecek Caddeye gidilir, genelde yağmurlu seyreden hava o gün güzeldir, bu geziyi yapmak için sabah 8 gibi Yağmur kuşun ciyaklamalarıyla güne başlanır kahvaltısı hazırlanır yedirilir, sonra bünye süt yapsın ihmal etmemek gerekir kahvaltı yapmak gerekir, e baba da pazar günü güzel bir kahvaltıyı haketmiştir (ama nerdeeee peynir ekmek domates, yazık benim sevgilime yaaa ikinci plana mı atıldı yoksa!!!).




Neyse Yağmur hanım sabah uykusuna yatmadan önce meyvesini de yer. Sonra O'nun uyumasını fırsat bilen anne 2x kadar hızlandırılmış şekilde Yağmur'un sebze çorbasını, yeni evlerine geçen ablasının henüz kurulmamış mutfak düzeninden dolayı akşam yemeğe gelmeleri ihtimaline karşın da onlara yemek yapar.

Tabii bu arada Yağmurcuk uyanmış ve kaldığı yerden devam etmektedir tüm enerjisiyle. Öğle yemeğini yer, e anne babaya da yazık onlar da bişeyler atıştırır. Baba Yağmur'la oynarken anne de Yağmur'un akşam öğünü olan tarhana çorbasını yapar. Sonra mama paketleme işleri, Yağmur'un altını değiştir, yedek kıyafet, kendin biraz süslen, derken Yağmur'un ikinci uykusunun zamanı gelmiştir. E hani Caddeye gidecektik??? Akşam oldu. Neyse anne pes etmez. Yağmur'u uyutmaya koyulur. Babaya da tembih üstüne tembih hazırlanması ve beklemesi için. Yağmur kuş ikinci uykusuna dalınca arabasına yatırılır ve yola koyulunur. Arabaya bindiğinde annenin adım atacak hali kalmamıştır. Ancak azimle ve enerjisinin son damlasına kadar bu uğurda savaşacaktır.






Caddede biraz yürüyüş yapılır, ağız oraya buraya ayırılır. Bu günün benzerleri çok sık yapılmadığı için biraz "köyden indim şehire" olunur. Sonra Yağmur'la ilk kez gidilen resturantta (14 şubat sevgililer günüydü) mola verilir. Önce Yağmur'un çorbası yedirilir, restoranttaki herkes ay ne tatlı şey derken çorbasını yememek için ağzını bir ağzı olduğunu anlayamayacağınız kadar sıkı kapatan Yağmur'a anne gıcık olur.




Bu arada annenin pizzası soğumuştur ve tekrar ısıtılmaya gönderilmiştir, eğer şanslıysa ikinci kez ısıtılmaya gitmeyecektir, anne baba da mamasını yer ve Yağmur'un uyku vakti gelmiştir. Mekanın nispeten karanlık ve sessiz olan 3. katına çıkılır. Yağmur uyuyunca annenin saatleri başlar. (saati desem daha inandırıcı olacak). Bu bölüm günün en olağandışı olan bölümüdür. Babasıyla restorantta başbaşa bıraktığı kızına toka vs., kendine makyaj malzemeleri, bir zamanların Ulus pazarının O'nun nezdinde yerini almış olan Peros'un Erenköy mağazasından alışveriş yapar. Kollarındaki poşetler ağırlaştıkça ruhu hafifler.




Ve sonra da uyanma vakti yaklaşan (gece 3-4 kez uyandığı için) Yağmur'u da alıp evlerinin yolunu tutarlar. Nitekim yolda uyanır. Nerde olduğunu anlayamaz şapşallaşır ve tekrar uykuya dalar. Eve gelince yorgunluktan "Senin neyine çocukla böyle dışarılarda bu kadar uzun uzun gezme. Bir daha gidersem iki olsun!" gibi olağan cümlelerden sonra olağandışı bir pazar 'ın daha gelmesi için gereken 'yaşanan zorlukları unutma süreci' başlamış olur.

11 Ekim 2010 Pazartesi

bebeğinizle ilk günler I

Geçenlerde kuzenimin eşi, Kuzey'in annesi aradı. Aradığında Kuzey 30 günlüktü . Yağmur'un ilk günleri için bir takım sorular sordu. Ne zaman yıkıyordunuz, ne kadar uyuyordu gibi. Bir an bir boşluk hissettim kafamın içinde. Yağmur o kadar küçük oldu mu ki hiç. Hep böyle değil miydi yoksa. Ne zaman yıkıyordum, ne kadar uyuyordu ııııı??? Sonra çok şükür toparladım.

Hamileliğimde ve doğumdan sonra sorularıma tatmin edici cevaplar alamadığım için ablama içten içe kızar, sitem ederdim. Ciddiye almıyor mu yoksa? Nasıl olur da unutur bunları? diye.
Ancak henüz Yağmur doğalı 1 yıl bile olmamış ben de unutma yolunda büyük adımlar atmışım. Bundan sebep hemen yazayım dedim. 'Yeni Doğum Yapmış Anneler' in soruları neler olabilir ve cevapları tabii ki... Hangi konuda boş endişe, hangi konuda yerinde olan endişeler olur şaşkın annelerin kafalarında bunlara değinmek istedim..

Şimdi sizin ve bebeğinizin herşeyiyle ilgilenen gözünüze süper insan görünen hastane çalışanlarından ve hastaneden ayrıldınız. Evinize geldiniz. Artık sorunlarla başbaşasınız. Bu duygu zaten sorunların gözünüze iki kere daha büyük görünmesinin ana sebebidir. Şimdi o gözlüğü çıkarın.
Aslında herşey çok kolay (tabii şimdi söylemesi kolay di mi? gıcık olmayın ve okuyun lütfen)

Bebeğinizin bu ilk günlerde temel bir kaç sorunu var aslında (sağlık problemi olan istisna minikleri ayırıyor ve sağlıklarına biran önce kavuşmalarını diliyorum.) Gerisi detay. Detyalarda boğulmak yerine bu temel sorunlarla ilgilenin. Detaylarla da hobi olarak ilgilenin :) Zamanınız ve enerjiniz yeterse tabii.

Peki bu temel sorunlar nelerdir?
  1. beslenme
  2. uyku
  3. temizlik
  4. sağlık

1.beslenme

Bu dönemde belki de en önemli konu beslenme. Ve bu başlığın içine sadece emzirme girmiyor annenin beslenmesi de en az emzirme kadar önemli. Bebeklerin ilk 6 ay'daki büyüme hızını hayatının hiç bir döneminde yakalayamayacağını düşünecek olursak sütün niteliğini belirleyen annenin beslenmesinin de ne kadar önemli olduğunu anlamak için çok çaba sarfetmemiz gerekmez sanırım. Doğumla gebelik bitmiş sayılmıyor 'dışsal gebelik' şeklinde devam ediyor. Yine tamamen size bağımlı bir bebek tek farkla; görebiliyor, dokunabiliyor ve koklayabiliyorsunuz onu.

Şimdi beslenmeyle ilgili olarak;
  • Üç ana öğün ve meyve, kuruyemiş gibi ara öğünlere dikkat.
  • Mümkün olduğunca tok karnına emzirmeye özen.
  • Günde 2-3 litre su alımı şart.

Ancak son yılların modası olan beslenmeden ziyade su tüketiminin süt üretimi için yeterli olacağına inanışla ilgili söyelyeceklerim var. Bir dönem sütümün Yağmur'da alerjik reaksiyonlara sebep olduğu şüphesiyle diyet yaptım. Bu diyet yumurta, süt ve süt ürünlerini menümden çıkaran bir diyetti. Bu ne demek oluyordu:  Süt, yoğurt gibi besleyici, kek, börek, çörek gibi kalorileri bol yiyecekleri yiyemeyeceğim anlamına geliyordu. Annemlerin yok baklava ye sütün olur, yok şunu ye, bunu ye şeklindeki pompalama çabalarına "bunlarla ilgisi yok su içmem yeterli boş kalori almaya zorlamayın beni" diyordum. Yanılmışım! Bu diyeti yaptığım 1,5 ayın sonunda sütüm ciddi derecede azaldı ve Yağmurun boy ve kilosunda kaydadeğer bir artış görülmedi. Yani siz siz olun beslenmenizi kilo alırım korkusuyla kısıtlamayın ancak su alımına da çok özen gösterin. Nasılsa sonra o kilolar gidiyor(muş).

  • Belirli dönemlerde sütünüzün azaldığını hissedebilirsiniz. Sakın kormayın!

Özellikle 4. ay civarı çoğu anne bu kaygıyı yaşıyor. Ancak geçici bir dönem olduğunu unutmayın. Ve endişenin sütünüzü hiç bir zaman artırmayacağını hatta azaltacağını da unutmayın.

Ben sütümü destekleyici Vita Malt, Humana Still Tea, komposto gibi birçok şey denedim. Ancak ısırgan otu çayından aldığım performansı hiçbirinden alamadım. Bir tutam (yaklaşık 1 tatlı kaşığına denk gelir) ısırgan otunu süzgece koyun büyük bir fincana üzerinden sıcak suyu iki kere geçirerek koyun. Günde max. 3-4 kere. Ancak arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla bu yöntemler her bünyeye göre değişiyor. Siz de kendi ilacınızı kendiniz bulmalısınız.

Bana pompalama da çok iyi gelmişti. Ancak daha önce de belirttiğim gibi motorlu olanlarla daha verimli sonuç alınacağına inanıyorum. Emzirmelerden sonra emzirdiğiniz göğsünüzde kalan sütü çıkarmak süretiyle bu işlemi tekrarlayabilrisiniz.

Ayrıca  pompalama işlemini herhangi bir hastalık, kaza gibi bebeğinizi emzirmenize engel olacak durumlar için (umarım hiç gerekmez) süt yedekleme için de kullanmanızı tavsiye ediyorum. Ancak bunun dışında pompaladığınız sütleri zamanında tüketin çünkü anne sütü her ay bebeğin ihtiyacı olduğu vitamin ve minerallere göre biçimleniyormuş. Yani 3. ayda sağdığınız bir süt 6. ayda çok da işe yaramayabiliyormuş.

  • Gelelim emzirme işleminin kendisine;

Emzirme işleminizin sağlıklı olması için bebeğinizinin meme başını ve etrafındaki koyu renkli kısmı (aerolanızı) tam kavradığından emin olun. Alt dudağının içe kıvrılmadığından emin olun. Aksi taktirde efektif bir emişi yakalayamacaktır ve çoğunlukla hava yutacaktır. Bu da size gaz sancıları olarak geri dönecektir. Ortalama her bir göğüsünüzden 20 dakika kadar emzirin. Ancak bunun farazi bir rakam olduğunu unutmayın. Çünkü bu süre her bebek ve anneye göre değişiklik gösterir. Annenin göğsünün ucundaki delikten, sütün çıkış debisinden, bebeğin çene kuvvetine bir çok konudan dolayı bu süre değişkenlik gösterir. Örneğin Yağmur ilk ay 10 dakikadan 1 dakika fazla emmiyordu. Bu birbirinden farklılık  gösteren süreler bebeğinizin yeteri kadar emip emmediği ile ilgili ya da doyup doymadığı ile ilgili bir veri değildir, sakın telaş yapmayın. Önemli olan bir günde yaptığı kaka miktarı ve doktor kontrolündeki tartı sonuçları. İki hafta sonra doğum kilosuna ulaşması gerekiyor. (Doğumdan sonra 3 gün içinde kilosunun yaklaşık %10'unu kaybediyor genelde bebekler) İlk 6 ay boyunca ayda min. 500 gr alması bekleniyor. Ortalama bir bebeğin 800-900 gr. aldığını söyleyebiliriz. Ayrıca ilk aylar günde 4 kere kaka yapması bekleniyor.

Bütün günü memede geçiren bebekler için yakınlarımız sizin endişeleneceğinizi düşünmeden yoksa sütün yetmiyor mu diyebilir onlara da kulak asmayın. Doğal hayatta sütünüzün yetmemesi gibi bir durum yoktur. Eğer siz sters gibi doğal olmayan bir şeyi hayatınıza sokmazsanız. Yenidoğanın belirli dönmelerde büyüme atakları olur. 7. 13. ve 21. günlerde yada 1-2 gün ileri ve gerisinde bebeğiniz göğsünüze yapışabilir. Endişe etmeyin. Bebeğiniz bir büyüme atağındadır. Bizde bu tarihler tamı tamına tutmuştu. İşte bu yüzden ben ilk aylarda bebek ne kadar isterse o kadar emzirmek gerektiğini düşünüyorum. Bebeğinize güvenin o ne yapması gerektiğini bilir.

  • Mümkün olduğunca sessiz ve sıcaklığı oda koşullarında olan (yaklaşık 22 derece) bir odada emzirin.

Kendinizi rahat hissedeceğiniz bir poziyonda mümkünse emzirme yastığıyla emzirebilirsiniz. Farklı emzirme pozisyonlarını dönüşümlü olarak denemenin yararlı olduğunu düşünüyorum. Farklı pozisyonlar farklı süt kanallarının çalışmasını sağlamakta ve salgılanan sütün artmasına sebep olmakta. Yalnız dikkat edilmesi gereken bir nokta: yatarak emzirmenin fazla tercih edilmemesi gerektiği. Çünkü bu pozisyon bebeklerde ileride orta kulak iltihabına sebep olabiliyormuş. Emzirirken bebeğinizin elinde eldiven olmasın ve elini göğsünüze koyun temas ve hatta içgüdüsel olarak göğsünüze yaptığı masaj hem sizin sütünüz için hem de bebeğinizin duygusal zeka gelişimi için olumlu olacaktır.

Emzirme serüveninizi olumsuz etkileyebilecek diğer konular:

  • Biberon: mümkünse biberon kullanmaktan maksimum derecede kaçının.

Biberondan fazla efor sarfetmeden mamalarına kavuşan bebekler memeden büyük çene kuvvetiyle ve binbir zahmetle çektiği iki gr. süte pek tamah etmemeye başlıyorlar. Ve o emmeyince pompayla destek verseniz de yeterli olmayacak ve sütünüz geldiği gibi gidecekttir. İlla biberon kullanmak zorunda kalırsanız kaşık biberonu kullanın. (Kullanımı çok zor olsa da)

  • Emzik kullanımı ilk ay pek önerilmiyor.

Bebeğin emme refleksini etkileyerek kafasını karıştırıcı bir faktör olabileceği düşünüldüğü için ilk ay kullanımı pek önerilmiyor. Konu emziğe gelmişken. Emzik kullanmalı mı kullanmamalı mı? Bazı bebeklerin emme güdüleri çok kuvvetli olduğu için emzik kullanmaması durumunda ya anneyi emzik yapacak, ya da mutsuz olacaktır. Bu tür bebeklerin emzik kullanmasının gerektiğini düşünüyorum.

  • Bu zorlu yolda bir diğer konu çoğu annenin kabusu meme ucu çatlakları

Hamileleiğin son haftalarında meme ucuna hergün fazla uyarmadan  nemlendirici bir krem uygulanmasının yararlı olabileceğini okumuştum. Ben yapmadım bilemiyorum. Ancak benim o dönem bu konuyla ilgili kurtarıcım göğüs kalkanlarıydı. Daha önce de yazdığım gibi şiddetle tavsiye ediyorum. Göğüs pedleri yara olmaya yüz tutmuş göğüs ucuna yapışarak daha beter olmasına sebep oluyor ancak kalkanlar hem fazla sütün çamaşırınıza bulaşmasını önlüyor hem de hasas bölgenin devamlı havayla temasını sağlayarak yara olmasını engelliyor. Ve unutmayın bu ağrılar bir süre sonra kesiliyor. Ben hiç geçmeyecek sanmıştım.

  • Ne sıklıkla emzirmek gerekir?

Uzmanlar 3 saatte bir emzirmek gerektiğini söylüyor. Ancak ben ilk 3 ay ne zaman isterse o zaman emzirdim. Tabii maksimum 3 saatti arası. Eğer uykuyu tercih ederse ki ilk ay sarılıktan dolayı biraz uykucuydu kendileri 3 saatte bir uyarıp emziriryordum. Uykusunda emzirmek de ilk günlerde biraz zor oluyor. Hayatla karşılaşmanın yorgunluğuyla bebekler uykuya meyilli oluyorlar. Uyarmak da hem fiziki hem de vicdani açıdan çok zor oluyor. Ancak onların iyiliği için yanağını okşayabilir, üstünü inceltebilir, memenizi çekiyormuş gibi yapabilirsiniz. Ancak ayağının altını gıdıklamayı yine uzmanlar önermiyorlar.

Diğer konulara gelince,
onlar için ayrı bir post yapsam iyi olacak çünkü düşündüğümden çok uzun oldu bu post.

Bebeğinizi Sevgiyle Büyütmeniz Dileğiyle...

5 Ekim 2010 Salı

İTİRAZIM VAR!

Çoğumuz blogcu anne ile çalışan gebenin birlikte oluşturdukları Emzirme Reformu Manifestosunu biliyoruz sanırım. Hatta çoğumuzun desteklediğini de biliyorum. Yine bu haftanın Emzirme haftası olması nedeniyle blogumda da bu konuyla ilgili bir kaydım olsun istedim. O yüzden bu sefere mahsus aynı konunun işlendiği Annelerin Dünyasında yazdığım yazımı eş zamanlı olarak burada da yayımlıyorum. Ancak AD'nin diğer değerli yazarlarının yazılarını da kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.








İTİRAZIM VAR!

Her biri zamanında aynı kaygı ve endişeli dönemleri geçirmiş olmasına rağmen, umarsızca yeni doğum yapmış anne ile bebeğinin arasına girmeye çalışan, lohusa sözlüğünde kabusla aynı anlamı taşıyan "sütün mü yetmiyor yoksa?" sorusunu hoyratça kullanan hem cinslerime,

Bu rahatsız edici söz ve davranışlardan annenin kendini ve sütünü koruması için gereken eğitimin hamileyken veya doğumdan hemen sonra verilmiyor olmasına,

Çalışanını kendisiyle aynı temel haklara sahip bir insan gibi görmeyi beceremeyen, kendisinin evladı varsa varlığını unutmuş, yoksa kendisinin bir zamanlar annesinden süt emen bir evlat olduğunu unutmuş, patron şahsiyetlerine ya da bu ruhsuz kurumsal dünyanın üst düzey piyonlarına,

Bir şeyleri değiştirmek için elinde gereğinden fazla güç olmasına rağmen kendi çıkarları uğruna insan emeği sömürücülüğünün ve kapitalist sistemin dalkavukluğundan başka bir şey yapmayan devlete,


Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı bir bebek yetiştirmenin yöntemini "İlk 6 ay sadece anne sütü" diyerek vurgularken, ve Dünya Sağlık Örgütünü benimseyen ülkemizde "ilk altı ay sadece anne sütü" kampanyaları yapılmasına rağmen sadece 4 aylık izin hakkı vererek "sen sağlıklı bir bebek yetiştiremezsin" dermişçesine bu hakkın layığıyla çalışan annelere de verilmemesine,

Fransa gibi bir ülkede her kadının emzirme hakları özenle kendisine teslim edilmesine rağmen estetik kaygılardan dolayı dünyada en az emziren anne nüfuslu ülke olması, Türk annelerinin Fransız annelerinin aksine anaç kültürlerinden dolayı emzirmeye daha yatkın olmalarına karşın haklarının kendilerine teslim edilmemiş olmasına,

Toplum içinde bir zamanlar kendisi de aynı zorlukları çekmiş olmasına rağmen ya da çek(e)mediyse sorumlusunu kendi hayatında aramak yerine rahatsız edici bakışlarla annelerin emzirme özgürlüğünü kısıtlayan kadınlara,

Yine aynen toplum içerisinde kendi eşi ya da annesinin aynı zorlukları yaşamış olmasına rağmen, dünyaya uyum sağlamaya çalışan küçücük bir yavrunun kendini en çok iyi hissetiği yeri cinsel bir obje gibi gören erkek gözlerine

İTİRAZIM VAR!









4 Ekim 2010 Pazartesi

gümmmm!


Dün akşam saat 9 civarı dizi takip etme özürlü ben, Fatmagül'ün suçu neymiş diye internetten bakınırken, Yağmur kuş akşam uykusunun 2. saatine henüz geçiş yapmışken bir anda evimiz gümledi. Evet evet tam olarak gümmmmledi. Kaç saniyelik bir mevzuydu kestirmem pek mümkün değil ama gözlerimi ilk diktiğim nesne avize oldu.



Deprem olunca ya da olduğunu sanınca lambanın hareketinden bunu anlayabileceğimiz çocukluğumdan kalma bir bilgidir ki çok kere deneyimle doğrulanmıştır. Salonda koltuğa uzanmış dizimi izleyip (nereden benim dizim oluyorsa sanki raytinglerden ben para kazanıyorum) burnumu silmekten kızartırken (malum hastalık durumları geçmedi hala) salonumuzun aşağıdan yukarı doğru güm sesi eşliğinde zıplamasıyla, avizelere çakılan gözlerim hiç bir hareket algılayamadı. Böylece çocukluğumda öğrendiğim bu efsane de gerçekliğini yitirmiş oldu.





Yurt dışı ve içi iş seyahati bol olan Yağmur'un babası bizden ayrılması gerektiğinde ya annemlere (Bodrum'a), ya ablamlara, ya da Yağmur'un babaannesine (Antalya'ya) gitmeyi tercih eden, ancak bu sefer 'Artık Yağmur 9 aylık oldu. Yalnız başımıza evimizde kalabiliriz. Sen git işini hallet biz iyi olacaz merak etme' diyerek kocasını gönderen benin başına gelmeyen kalmadı. Önce Yağmur hastalandı, sonra ben, hem de çok fena şekilde. Şahsımı pişmiş tavuktan betere döndüren şeylerin sonuncusu bu deprem oldu. 9. katta olmanın etkisiyle, yalnız olmam ve Yağmur'un varlığının ağırlığı sebebiyle bir tek camlar değil dizlerim de zangırdadı dün akşam. 

Yağmur olmasaydı bu kadar kokmar mıydım bilmiyorum. Üstümde pijamalarla apar topar kendimi dışarı atar mıydım? Yatak odamızın penceresinden akşamları gördüğümde rahatça oturup bir bira sipariş edip keyif çatmak ne zaman nasip olur bana tekrar acaba diye sorduğum, karşımızdaki alışveriş merkezinin şenlikli mekanlarından Midpoint'e gidip de bira olmasa da bir fincan kahve içme fırsatı bulabilir miydim hiç bilmiyorum. Hem de cin gibi uyanık, akşamın o saatinde oyun oynamak için uyandırıldığını zanneden olağanüstü enerjik bir Yağmur'la.



Peki evden kendimizi dışarı attık da ne oldu???
Gece gece Midpoint'in maskotu olduk,
babayla ve ablayla telefon trafiğine girdik üstelik pili bitmek üzere olan bir cep telefonuyla ,
müstakil evde yaşayan yakınlarımıza gitme planları yaptık,
bunun bir öncü değil de Marmara merkezli 4,5 şiddetindeki depremin kendisi olduğunu öğrendik,
kürkçü dükkanı misali evimize döndük,
ve bir uykusuz geceyi daha deftere yazdık.



1 Ekim 2010 Cuma

yeni yüzümüzle...

Şunu da yazayım,
şu konudan da bahsedeyim demişim,
taslaklarla doldurmuşum kayıt sayfamı.
Onları artık tozlu sayfalardan ortaya çıkarma zamanı geldi. 
Ama ne enerjim ne de zamanım var bunu yapmaya.
Üstelik ana-kız salgından nasibimizi aldık.
Yağmur hafif atlattı ama ben tam manasıyla sürünüyorum...
Aylardır 'bir damlacık yağmur' un sayfa tasarımına bulaşmak istiyordum ona da sıra gelmiyordu.
En azından onu aradan çıkardım hastalık bizi vurmadan hemen önce.
Darısı örümcek ağı bağlamadan taslakları kayıt haline getirmeye olsun.

Bu alemde okuduğum okumadığım, haberini aldığım almadığım bütün hasta bebek, çocuk ve annelere geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum hem de taze taze tasarlanmış yeni yüzümüzle...