26 Eylül 2010 Pazar

bize sonbahar şimdi geldi


10 gündür nelerdeydik diye merak edenlere;
İstanbul'da yağmur çamur off puffken, Antalya'da yazın sıcak günlerinin keyfini çıkardık.


Babaanne, dede ve halayla özlem giderdik.


Daha önce öğrendiğimiz bazı şeyleri yine unuttuk (geçici bir süreliğine) onun yerine; 
alkış yapmayı, mama sandalyesine oturmamak için kıyametler koparmayı,


mama yemeyerek annenin ömrünü tüketmeyi, annenin başı ve mimikleriyle yaptığı sevgi gösterisini taklit etmeyi,



 kucak bağımlısı olmayı -özellikle baba kucağı-
ve son olarak da ne yazık ki :( koltuktan düşmeyi öğrendik.


Artık yaz sayfasını kapattık. Akıntıya kürek çekmekten bitap düşmüşken, biraz evimizde vakit geçirip, hayatın akışına kendimizi bırakmak, 'sonbahar'ın tadını çıkarmak istiyoruz.

***Bu arada Can Bebek'e hoşgeldin diyoruz.

16 Eylül 2010 Perşembe

nasıl da hızla büyüyor III...

Çocuklarımızı çok seviyoruz ya
Onlarla çok gurur duyuyoruz ya
Hani Onlar en güzel, en akıllı, en sevimli, en en enler ya
İşte bu yüzden abarttığımızın farkında olmuyoruz çoğu zaman
Bunun için 4 aylıkken diş çıkaran,
5 aylıkken konuşan,
8 aylıkken yürüyen bebekler sardı dört bir yanımızı


Galiba annelerin ortak hatalarından biri:
Bebeklerin gelişiminde 1 ayın ne kadar önemli olduğunu unutup çocukları ile ilgili ne zaman yürüdü, ne zaman ilk kelimesini söyledi gibi soruları cevaplarken ilk kez sorulduğunda 11 aylıkken diye cevap verirken sonra 10 aylık sonra 9 ve hatta 8 aylıkken diye cevap veriyorlar.
Yalan değil tabii ki söylenen sadece yanlış hatırlanan anılar. Çocuklarımız o kadar mükemmel yaratıklar ki kendimizi bu yanlış informasyona inandırmamız işten bile olmuyor.

İşte bu post bu yanılsamayı ortadan kaldırıp ileride arkamdan milleti kıs kıs güldürmemek için yazılmış bir posttur.

Yağmur'un bir özelliği var keşfettiği bir şeyi keşfinden sonra bir süre sanki hiç keşfetmemiş gibi unutuyor. Bir yerde okumuştum. Yeni bir şey öğrenirken diğerlerini geçici süre unutabileceğini bebeklerin. Ama bizimki bu süreyi abartıyor sanki biraz.
Bu yüzden bazı maddeler iki tarihli olacak.
İşte size "nasıl da hızla büyüyor" serisinin temel taşı olacak bir post.

doğduğunda kafasını dimdik tutuyordu
2. ayında o kadar da değil

İlk aydan itibaren yüze odaklanabiliyordu.

2. aydan itibaren nesneyi 180 derece izleyebiliyordu

2. ayında yüzüstü kafasını 90 derece tutuyordu
3. ayında tık yok

Tam olarak 2. ayında  gülmeye başladı ve hep güldü
umarım hayatı boyunca böyle güler kelebeğim.


Tam manasıyla agu demeye 3. ayında başladı.
Sonra 6.aya kadar sessiz harf dağarcığımız yok gibi bi şeydi
Ama 3. aydan beri anne diyor hem de bariz bir şekilde
ama tabii üstüme alınmam komik olur di mi?
sonra yine kıs kıs gülmesinler.

3. ayında çıngırağını tutmaya başladı.
İnsan sesine dönebiliyordu.
4. ayında dönmeye başladı.
6. aya kadar dönmek de neymiş.
Gerçi dönme konusunda pek bi tembeliz hala o ayrı.

4. ayda ayak parmağını emmeye başladı ve hiiiç bırakmadı.
İsmini tanıyordu.(çok erken sanırım ama tamamen gerçek birçok kişi tarafından test edildi onaylandı)

4.5 uncu ayda bir nesneyi bir elinden diğerine geçiriyordu


5. ayda ellerini birleştirmeye başladı
hiç birleştirmeyecek sanmıştık :)

6,5 uncu ayda oturmaya başladı
7,5 uncu aya kadar mola (buçukları da yazarım affetmem)

Yine 6,5 uncu ayda bay bay yapmaya başladı.


7,5 uncu ayda emeklemeye başladı ama geri geri
sürünme de diyebiliriz çünkü yüz üstü durmaktan nefret ediyor ağalayarak ilerliyor ya da geriliyor mu deseydim
hala bir gelişme yok aynı şekilde devam

Yine 7.5 uncu ayda dans etmeye ve bir takım oyunlar oynamaya başladı.

Bugün Yağmur 8 ay 10 günlük
gelişim sürecinde her bebeğin olduğu gibi bazı konularda ilerde bazılarında ise yerlerde;

Doktoruna söyleyince dalga geçiyor ama
çoktaaan bababa dedede mamama gibi heceleri diline dolaması gerekirdi bence
ama nerdeee tık yok
daha çok dinliyor ve izliyor.
Neyse "iki düşün bir konuş" demiş atalarımız, annesi pek beceremez bunu ama umarım kızı becerir.

Ayrıca hala zorla dönüyor. Sanki bana 20 kilo da bedenini kaldıramıyor
tembel şey ne olacak

Ayrıca emekleme konusunu da kaytarıyor. Yüzüstü yatırınca ağlak oluyor hemen. Zaten yüzü koyun yatarken oturmak falan gibi şeyler aklımıza bile gelmiyor.
Dedim ya bizim kız kaba motorda tembel çıktı,
ince motorla arayı kapatmaya çalışıyor.

Şimdilik bu kadar. Yeni gelişmeleri bu postu güncelleyerek eklemeyi düşünüyorum.
Geleceğe delil olsun ve ibret olsun emi...


*** Yukarıdaki gelişim takvimi  Epsilon Yayıncılıktan "Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler" adlı kitaptan takip edip, aldığım notlar yardımıyla oluşturulmuştur.


14 Eylül 2010 Salı

Ada'da Yağmur vardı...


Bu haftasonu Yağmur'un annesi babası, üniversiteden arkadaşları ve hocalarıyla bir araya geldi. Bu buluşmayı özel yapan yıllar sonra tekrar bir araya geliniyor olması değildi çünkü zaman zaman görüştükleri insanlardı hepsi. Buluşmayı özel yapan Heybeliada'da olması, bebeklerle, çocuklarla, hamilelerle yollara düşülmesi ve 'ne olduk' değil 'ne olabiliriz'in konuşulduğu heyecan verici bir tasarım birlikteliğinin tohumlarının atıldığı bir buluşma olmasıydı.


Ben adalardan Heybeliada'yı severim. Kendine özgü  iklimi, bitki örtüsü, kendine özgü yaşam kuralları olan Heybeliada, Büyükada gibi büyük değil, diğerleri gibi metruk değil, dedim ya kendine özgü bir ada işte.



Bir yerleşim merkezinden sadece motorlu taşıtları çıkardığınızda nasıl büyük bir değişime sebep olduğunuzun ispatını, trafiğin hayatlarımızı nasıl da hırpalayıp, paralize ettiğinin gösterisini izledik bu haftasonu.
 "Ahhh ah tam da çocuk büyütülecek yer burası" dedik.


"İşte bu evlerden birinde oturmak isterdim" dedik.



"Aaaa ne ilginç!" dedik
"Hava ne kadar güzel, yağmur denize nasıl da güzel yağıyor" dedik.


"Yağmur'un burada iştahı açıldı ada havası iyi geldi galiba" dedik.


"Yağmur hiç bu kadar kalabalığın maskotu olmuş muydu? Şaşkına döndü." dedik


"Konfor kötü bir alışkanlık, bağımlısı olmuşuz hayatı kaçırmışız" dedik.

Ama her zamanki gibi sonunda;  
"Aman vapuru kaçırmayalım." dedik :)

10 Eylül 2010 Cuma

bayram 'yağmur'la güzel

Bu bayram Yağmur'un ilk bayramı. Doğumda ve ölümde ilk bayramlar çok önemli olurmuş. Hiç bir zaman bilemedim, üstesinden gelemedim bu ritüellerin. Yani doğumun ardından gelen ilk bayram ve ölümün ardından gelen ilk bayram. Bir yandan sevinç bir yandan hüzün yine hatırlattı kendini.

Arife günü babası telefonda
"hadi Yağmur'a bayramlık almaya çıkalım" dedi ve çıktık.
Sonra hatırladım çocukluğumun bayram alışverişlerini
bayramlık çoşkusu
ne heyecan vericiydi o yeni ayyakkabılar
hoş hala ayyakkabılar heyecanlandırır beni
kadın olmanın olmazsa olmazı



bizim küçük kadın da ayyakabısından çok heyecanlandı :)
ve ilk bayram ziyaretimizi de yaptık başımız göğe erdi.


şimdi belki farkında değil bayramın
ama umarım aklı erince bizim gibi heyecanlandırır bayramlar onu da
ve umarım ona sağlayabiliriz gerçek bayram atmosferini
nerde o eski bayramlar diye diye bayram kavramı eridi bitti
çocuklarımıza ne kaldı peki
tatil!
bütün çocukların bayram çoşkusunu gönüllerince yaşaması dileğiyle ...

8 Eylül 2010 Çarşamba

iyi bir bayram

Hava değişikliğinden mi,
 yoksa bayram gelmeden hüzün geldi diye mi
ya da Bodrum'un dingin yavaş yaşantısından sonra
İstanbul'un  anlamsız telaşının üzerime çökmesinden mi bilmiyorum
kendimi bu günebakandaki çekirdek tanelerinden
en sıkışmışı, en herhangi birisi gibi hissediyorum.


Beni bilmem ama herkese iyi bir bayram diliyorum.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Benim de söyleyecek çok şeyim var

Ama bir düğüm var boğazımda
Engelliyor sözcüklerin sese gelmesini.
Düşüncelerim var yazacak
Ama parmaklarım yanıyor dokununca harflere.
Hep aynı şeyi mırıldanıyorum öğrendiğimden beri
O daha çok küçük, çok küçüktü o daha...

Kimse hak etmez ölümü biliyorum
Ama O gerçekten hak etti yaşamayı,  

En azından içimde bir umut
Mutlu ve huzurlu olduğuna dair
Bastırıyor sanki biraz, içimdeki haykırışı

4 Eylül 2010 Cumartesi



Boyut Yayıncılık anne, babaların çocuklarının geleceklerine daha güvenle bakmalarını sağlamak, yeteneklerini erken keşfetmek, hangi meslek grubuna yakın olduklarını tespit etmek  ve bu bağlamda yön vermek gibi konularda bilgi sahinbi olmalarını sağlamak için bir toplumsal sorumluluk projesine imza atmış.

Çok da iyi yapmış!


Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin’in 2-5 yaş arası çocukların yeteneklerini belirlemeye yönelik hazırladığı, kitapçılarda satış fiyatı 22,90 TL olan “Çocuğunuzun Yeteneğini Keşfedin” isimli kitabını hiçbir limit belirlemeksizin, 2–5 yaş arası çocuğu, torunu, yeğeni vs. olan herkese ücretsiz dağıtacakmış.

1 Ekim tarihine kadar isteyen herkesin evine kadar gönderilecekmiş.

Kitabı istemek için iki yol var:
Birisi http://www.anaokuludergisi.com/ adresindeki formu doldurmak.
diğeri ise çağrı merkezini arayarak talep etmek
0212 4445353

İnternet adresini ziyaret etiğimde henüz formu koymamışlardı. Eğer hala ulaşılamazsa, çağrı merkezini deneyebilirsiniz.


3 Eylül 2010 Cuma

seni seni seniiii

Postlardan pek belli olmasa da biz hala Bodrum'dayız. Yağmur'un hastalığından dolayı pek gezemedik.
Zaten uykuydu, ek gıdaydı derken öyle kolay da olmuyor gezmek artık.
Ama hayat Yağmur'la evde de  çok renkli.
Her gün yeni bir şeyler öğreniyor ve annesinin hayata tekrar hayran kalmasına neden oluyor.


Hani yerliler bağırırken ellerini ağızlarına bir kapatıp bir açarlar da
auv auv auv gibi bir ses çıkarırlar ya.
İşte o yerlilerin cüce olanından.

Sonra bir de oynamaya başladı artık.
Alkış yapıp şarkı söyleyince bir sağa bir sola sallanıyor.
Ama çook komik oluyo yaaa. 

Seni seni seniiii var ya hani işaret parmağını sallama suretiyle
yüze hınzır bir ifade takınarak yapılan hareket
işte onu da yapmaya başladı.

Bir de istediği olmayınca çemkirmeyi,
kucakta olmanın dayanılmaz hafifliğini (ağırlığını),
şımarmanın tadını öğrendi ki bunları öğrenmese de olurdu :)



Ananelerin babaannelerin yanında çocuklar sosyal olarak çabuk gelişiyor.
Bir apartman dairesinde sadece anneyle ve şanslıysa uykudan hemen önce gelen babayla pek gelişme kat edememelerine şaşırmamak gerekir zaten.
Geleneksel oyunlar gelişimine çok yararlı oluyor farkındayım.
Hiçbir zaman anane yöntemlerini bilen ya da akılda tutan biri olamadım maalesef,
kitaplarda da yazmıyor bunlar.
Baş baş, gel babası gel gel gel, anlatalım bir bir bir! annemden duyduklarım. 
Siz neler biliyorsunuz anane oyunlarıyla ilgili ??? 

ps. objektifin arkasında babamız vardı bu sefer. Caravaggio baba diyorum ben ona kısaca :)

1 Eylül 2010 Çarşamba

Annelerin Dünyasında bu hafta...

....
Bu yazıyı lohusalığımda yazdığım notlara bakarak yazıyorum. Sanki benim değil de başka birinin el yazısıymış gibi hissettiren okuduklarım, yer yer şunu söyletiyor bana: 'böyle mi hissetmişim gerçekten'. Ama biraz düşününce hatırlıyorum O'nu. O acemi, ürkek, kendisine ve bebeğine yabancı anneyi. Ve biliyorum ki O annenin varlığını hep hissedeceğim, giderek derinlerde kalsa da hatırası.

....
Anlaşıldığı gibi bu hafta Annelerin Dünyasında
'lohusalık' hakkında yazdık.
Okumak isteyenler buyursunlar...