30 Ağustos 2010 Pazartesi

bunu da bilin o zaman


Bu evde bir bebek olduğunu nasıl anlarsınız?


Olmadık yerlerde olmadık zamanda çıkar ona ait olan nesneler.
Ve binbir dertle yedirdiğiniz sebze öğünün ardından büyük çabalar sonucu uyutmuşken, bir süre mümkünse görüşmeyelim edasıyla salınırken mutfakta  işte bu kare her şeyi unutturup gizlice odasına sokulup kokusunu içinize çekmenize sebep olan karedir.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

bilin bakalım!..


100 puanlık final sorusu
bilin bakalım bu kim?


Durun biraz daha ipucu vereyim.


Eline geçen herşeyi ama herşeyi sığar mı sığmaz mı demeden
ağzına sokmaya çalışırsa,
olacağı budur işte...

26 Ağustos 2010 Perşembe

kuralın olduğu yerde ceza kaçınılmaz



Bu hafta Annelerin Dünyasında "ceza" hakkında yazdık.
Merak edenler buyurun buradan TIKLAYIN.


25 Ağustos 2010 Çarşamba

bünyenin iflas ettiği o an...

Günlerdir kendimi suçladım, vicdanımı zorladım, doğru kararları vermek için kendimi hırpaladım,
moralimi yüksek tutmaya çalıştım, fiziksel gücümü doğru kullanmaya uğraştım,
uykusuz gecelerle baş etmeye çalıştım
ancak dün gece artık her açıdan iflas ettim.


Ruhsal ve fiziksel olarak çöktüğüm o an O'un nefes almak için sadece ağzını kullanabileceği bir durumdayken gecenin sessizliğinde öksürük krizine kapıldığı an oldu.
Bir yandan nefes almaya çalışırken bir yandan öksürmeye çalışıyor ve belli ki çektiği acı yüzünden aralarda ağlamaya çalışıyordu.
Anne olmanın duygusal ağırlığının yanında fiziksel yorgunluğunun ne kadar da hafif kaldığını bir kere daha anladım. 

Yine de yavru kedi kişiliğiyle hayat onun güldüğü eğlendiği bir dünya, daha beterinden korusun, yüzündeki gülümseme umarım hiç bitmesin. 
Çocuklarımız hiç hasta olmasın ve hasta yavruların hepsi sağlıklarına acilen kavuşsun.

24 Ağustos 2010 Salı

LÜTFEN yapma

Bu aralar blog avına çıktım. Dedim ya "bu alemi sevdim" diye... Karşıma çıkan sıra dışı blogları burada paylaşmayı geçirdim içimden ve işte burdayım.


aklıma mukayet.blogspot.com çok eğlenceli ve güzel fikir. Ne olduğunu burada anlatmayacağım. "LÜTFEN yapma" kategorisinde yazdığım bazı maddeleri yayımladılar. Nedir bu LÜTFEN yapma diyorsanız. Buyrun burdan TIKLAYIN... 


Bu arada söylemeden geçemeyeceğim biz ancak bu kadar çikin olabiliyoruz işte :))

22 Ağustos 2010 Pazar

bloggerlara atfedilmiştir!

Bu blogu yapmaya karar verip kolları sıvadığım zamandaki  fikirlerimle şu anki bakışım arasında dağlar kadar fark var desem herhalde diğer birçok blogger'ın anlayacağı dilden konuşmuş olurum.
Sadece Yağmur'un kendi büyümesini izleyebileceği bir pencere açacağımı ya da kendi duygularımla yüzleşeceğim bir platforma kavuşacağımı düşünürken böyle güzel bir aleme düşeceğimi düşünmemiştim hiç. Bloglar Alemi.


Bu blog'u oluştururken bu işi ilk yapanlardan olmadığımı biliyordum. Hatta takip ettiğim bloglar bile vardı. Ancak bu kadar çok blogger hatta blogger anne olacağını da düşünmemiştim hiç. Bu alemde;

benimle aynı dertten muzdarip, aynı çıkmazlarda, aynı coşkuda başka anneleri tanıdım
hem de öyle yüzeysel değil derinlemesine tanıdım.
hepsinde kendimden bir şeyler buldum
Yağmur'un abla, abi ve kardeşlerini tanıdım, sevdim
hepsinde Yağmur'dan bir şeyler buldum
kimilerine fikir verdim, kimileri fikirleriyle deneyimlerimi zenginleştirdi
kiminin yazısını okurken ağladım, kimininkini okurken kahkahalarla güldüm gecenin sessizliğinde
yazdığımdan daha çok post okur oldum
söyleyecek sözüm olanlara yorum yazmadan geçemez oldum.

Kısacası ben bu işi sevdim, sadece yazarak değil, okuyarak ve katılarak bu alemin nefesini içime çektim.



İşte içime çektiklerim:

http://alpiharikalardiyarinda.blogspot.com/
http://annecafe.blogspot.com/
http://annekaleminden.blogspot.com/
http://annelerindunyasi.blogspot.com/ (yazmaktan büyük keyif aldığım izlenilesi blog)
http://ehali.blogspot.com/
http://bebegimuyuyor.blogspot.com/
http://bebegimenealdim.blogspot.com/
http://biregemasali.blogspot.com/ (beni ilk izlemeye alan ve yukarıda bahsettiğim duyguları ilk hissetmemi sağlayan sevgili blogger)
http://bitterikolata.blogspot.com/
http://blogcuanne.com/
http://www.cocuklacocuk.com/
http://fusundefne.blogspot.com/
http://defneyleyasamak.blogspot.com/
http://www.demirares.com/
http://dogaaski.blogspot.com/
http://durucanakcioglu.blogspot.com/
http://duslerdenizi.blogspot.com/
http://elifada.blogspot.com/
http://hayatimdakidler.blogspot.com/
http://hilaltimur.blogspot.com/
http://hulyanintunasi.blogspot.com/
http://ayazbulut.blogspot.com/
http://evimizinkenesi.blogspot.com/
http://kirmizibu.blogspot.com/
http://meripoint.blogspot.com/
http://montessoriegitimi.blogspot.com/
http://nehirineylemleri.blogspot.com/ (Yağmur'un kuzeni Nehir'in blogu)
http://nohutodabaklasofra.blogspot.com/
http://olmadikislerpesinde.blogspot.com/ (ilk izlemeye aldığım blogger, hem de bu izleme de neymiş nasıl oluyormuş diyerek cahil cesaretiyle... )
http://www.pi.web.tr/
http://primarima.blogspot.com/
http://tibetdiyari.blogspot.com/
http://ruzgarestiustume.blogspot.com/
http://yavrusu.blogspot.com/  (blogumuza ilk yorumu yazan sevgili blogger Evren )

Hepsi de iyi ki varlarmış ve tabii yazamadıklarım ve bundan sonra keşfedecek olduklarım da.
Beni okuyan herkese bu bloglara bir tıklamanızı tavsiye ederim. Tıkınız boşa gitmeyecektir.

17 Ağustos 2010 Salı

gelin olmuuuş gidiyorsuuuun..



Havaların sıcaklığı o kadar tak ettirdi ki canımıza Yağmur'un düzeni bozulur mu acaba? Bu kadar sık aralıklarla uçması doğru mudur? Babası çok özlemez mi onu? gibi soruları soramaz sorsak da cevaplarını bekleyemez olduk ve yine Bodrum'a uçtuk. Dedim ya tak etti canımıza.






İstanbul'u özlemiştim ama aklımda kalan İstanbul bu değildi ki; yapış yapış, bunaltıcı, bir de ramazan trafiği stresi sardı dört bir yanı. Yağmur'la bir şey yapmak için dışarı çıkmak istesek alışveriş merkezi turları pek de cazip değil. Günün sadece sabaha doğru nefes aldığını hissettirdiği zamanları da çok kısa bütün günle baş edebilmek için. 






Bir de sivri derdi var tabii. Cibinlik sineklerin Yağmur'un uyku mekanına girmesini engelliyor ama bununla birlikte esintinin de -kırk yılda bir bile olsa- girmesini engelliyor. Yağmur tüm bunlardan habersiz diyemeyeceğim oldukça da farkında her şeyin. Geceleri uykularımız artık o kadar bölündü ki daha fazla bölmeye matematik yasalarının bile gücü yetmez.




E bize de düştü yine yollar.


Geçen sefer denize girmek yüzünü ekşitme ve mızırdanma hallerinden tam da keyif haline dönmüştü ki İstanbul yolu görünmüştü. Şimdi artık denizin keyfini çıkarırız diye umuyorum.


Bu arada Marmara Depreminde yaşamını kaybedenleri anıyor, sevdiklerini, evini, işini kısacası hayatını kaybedenlere de yeni hayatlarında bol şans diliyorum. 


postun başlığını da bu image'a adıyorum...

12 Ağustos 2010 Perşembe

olmayan dişin fırçası

Daha dişimiz yok.
Bölük pörçük gece uykularımızı saymazsak hiçbir belirtimiz de yok.
Ne bir kabarıklık ne de kızarıklık.
Ancak güzel mi güzel diş fırça setimiz var.

Sesli söyleyince bir garip oluyor. 'Olmayan dişin fırçası' mı olur?

Babaannemizin ilk torunuyla araya km.ler girince kendini alışverişe verdiği anların ve kendi deyimiyle "ona aldığım dokunabilir her nesneyi satın aldığımda sanki Yağmur'a dokunmuş gibi oluyorum" hissiyatının bir ürünü olsa gerek, henüz çıkmamış dişler için fırça..
Yağmurcuk tabii henüz anlamıyor diş nedir, fırça nedir. Ancak bu yabancı nesneyle karşılaşmasını izleyince km.lerce uzaktan alıp buralara getirmeye değdiğini gördük.


buraya girer mi acaba???


yok yok burası galiba yeri



hımmmmm şimdi kavradım meseleyi...

7 Ağustos 2010 Cumartesi

bay baaaaay

Yağmur'la İstanbul'da günlerimiz genelde rutin geçiyor. Baba zaten evde olmadığında kahvaltı, yemek, yoğurt derken akşam oluyor bir kaç saatlik bir hava alma imkanımız oluyor birlikte. Zaten Yağmur Bodrum'da kalabalığa ve açık havaya o kadar alıştı ki saat 5'te hala evdeysek kulakları tıkamak gerekiyor. Çünkü öyle tiz bir sesle bağırmaya, çığlıklar atmaya başlıyor ki dayanabilen bir adım öne çıksın. O anda yapılacak tek şey ne yapıyorsam hemen bırakmak onu pusetine oturtmak olmalı. Böylece dışarı çıkacağımızı anlamasını ve biraz sakinleşmesini sağlamak. E napsın yavrucak bütün gün annesinin suratını görmekten sıkılıyor tabii.

Neyse ki babaanne ve dede bizi yalnız bırakmadı bu sefer. Yağmur'u görmek için taaaaa Almanya'dan geldiler.

Yağmur Bodrum'dan gelmeden 2 gün önce bay bay yapmayı öğrendi. İlk keşfettiğimizde anneme yok canım tesadüftür dedim ama İstanbul'a dönerken havalimanında ve uçakta göz göze geldiği herkese bay bay yapınca tesadüf olmadığına karar verdim. Hayır ben öğretmedim de, nereden öğrendi anlamadım. Ben 'gel babası gel gel gel' i öğretmeye çalışıyordum, bizimki meseleyi biraz yanlış anladı galiba.

Şimdi maharetlerini sergiliyor babaanneyle dedeye. Bir çirkin oluyor bir bay bay yapıyor. 
"E ama Yağmur dedeyle babaanne daha yeni geldiler bay bay yapılır mı hiç. Ay walla bu kız beni öldürecek hiç söz dinlemiyor hiiiç."

Neyse hadi şimdilik baybayın...



***Bu arada kuzenimiz  Kuzey geçen hafta sonu dünyaya merhaba dedi biz de görmeye gittik ama Yağmur'un suluğu çantamı katledince fotoğraf makinem da ıslandı ve bebişimizi taktim edemiyorum o yüzden. Ama çooook tatlı bir erkek adam Yağmur'un ilk günlerine gittik ve şu türden klasik cümleleri kurduk:
"Bizimki de böyle küçük müydü?"
"Yağmur da şöyle sesler çıkarıyordu"
"Ay bizim ki de böyle emiyordu canım beniiiim."
"Hastanedeki ilk gecemizi hatırlıyor musun canım? mucuk mucuk"

3 Ağustos 2010 Salı

yalıkabak

Geç kalmış bir dönüş postu olarak:
Biz yine İstanbul'dayız. Bu sefer Bodrum Bodrum olmadı, Yalıkavak oldu. Bodrum'u görmedim desem yeridir. 10 gün Yalıkavak ve yakınlarındaydık hep. Yalıkavak bence Bodrum'un en güzeli. Yeşil' in en bol olduğu, insanlarının hoş, sanatın bol, alışverişin keyifli, günbatımının eşsiz olduğu bir yer.

Neyse Belediyenin bana vermiş olduğu bir görev edasıyla  beldeyi övmek yerine direk tavsiyelerime geçeyim Eğer Yalıkavak'a yolunuz düşecek olursa yapmanız gerekenler şöyle ki;


favorimle başlıyayım,
son yılların tasarım mucizesi aydınlatma armatürü olara kabak, her yıl daha bi şaheserler yapılıyor usta ellerde bir adet edinin

Günbatımında  deniz kenarında rakı balık olmazsa olmaz,


yazın nedense bütün takılar kutularına
yerine nerede incik boncuk uyduruk kaydırık kolye bilezik küpe, takıcılar sokağında istemediğin kadar ıvır zıvır alınır ve sadece tatilde kullanılır sonra bir kenara atılır.  


sanatçılar sokağından geçilir, bazen ünlü birilerine denk gelinir, sonra dönünce bilmem kimi gördüm diye konuşmak için can atılır,


mümkünse anı mahiyetinde bir şeyler alınır ve sanata teşvik edilir.


Bodrum'un güneyinin ve kuzeyinin aynı anda görebildiğiniz tek nokta olan yel değirmenlerinin önünde durup bir manzara izleme olayı yapılsa yeridir


Ayrıca,
Denize Dodo Beach'e gidilir, servis süper değil ama deniz o kadar güzelki mıııııımm. Xuma Beach de güzel bir beach'i ancak benim tercihim hep Dodo oldu belki alışkanlıktandır.
Yalıkavak'ın girişindeki tabelada yazdığı gibi Sandima köyü ziyaret edilmeden geçilmez.
Bu köy Fethiye'deki Kayaköy'ün küçük kardeşi gibi. Bodrum'a da gelip tarihi mekan mı gezilirmiş demeyin gidin ve orada yaşayan yegane şahsiyetler ressam bayan ve hoş sohbet eşinin mekanında çay ya da kahve için.
 
Bir akşam günbatımını izlemek ve biraz da demlenmek için Limon'a gidilmelidir. Çok güzel bir atmosferi var. Ah bi de martini içebilsem çok daha hoş olacak.