29 Haziran 2010 Salı

baba evinde


Sıcaklar başladı. Bodrum bodrum oldu. Artık deniz seferleri de başladı. Henüz Yağmurcuk suyla tanışmadı ama güneşle oynaşmaya başladı. Bir de sineklerden nasibini aldı. Fotoğraflarda görüldüğü üzere. Üstüne kuzeni Nehir de geldi. Değmeyin keyfimize. Bir babamız eksik. O da birkaç güne ziyaret edecek bizi.


Baba evinde toplandık yani. Harala gürele bir gün başlıyor ve bitiyor. Yok Yağmur'un sabah uykusu yok Nehir'in öğle uykusu, aynı zamana getirelim de birbirlerinin sesine uyanmasınlar gibi stratejiler, öğleden sonra deniz zamanı bavul gibi çantaları yüklen sahile. E bebekle ve çocukla olunca başka şansınız olmuyor pek. Yağmur ağlıyor, Nehir mızmızlanıyor, Nehir bağırıyor, Yağmur çığlık çığlığa zevkten. Birlikte mutlu oldukları kesin. Bir eğleniyoruz bir eğleniyoruz sormayın!.. 

26 Haziran 2010 Cumartesi

tükendik...

Bu devirde ekonomik olmaktan bahsetmek mümkün mü? Tüketim toplumunun yolunu kaybetmiş bireyleriyiz bizler. Dünya üzerinde tüketimi belirleyen üretim olmuş, talebi belirleyen arz olmuş, alem tersine dönmüş. Üreticiler, tasarımcılar ihtiyaç doğrultusunda üretmeyi aşmış yeni ihtiyaçlar oluşturma peşine düşmüş. Küçük marketlerden alışveriş yaparken harcadığımız para neden büyük marketlerden alışveriş yaparken harcadığımız paradan daha az oluyor? Daha ucuz olduğundan mı? Sanmam, tüketimi motive etmediğinden. Basitleştirilmiş ürün gamı sadece ihtiyaca yönelik, fantezi yok. Oysa ki büyük bir markette ürün çeşitliliği içinde kendini kaybedip, koridorlarda yürümekten bitap düşüp üstüne bir de kabarık faturayı ödeyince bize dayatılan bu tüketim sistemini sorgulamak gerekiyor biraz bence ...
  
Annelerin Dünyasında bu hafta konu ev ekonomisiydi. Yukarıda konu ile ilgili yazdığım yazının girişini okudunuz devamı için buraya buyurun.


25 Haziran 2010 Cuma

bebekle hava yolculuğu yapmadan önce okuyunuz!


Ufff ne yolculuktu ama.
Evet Bodrum'a ananemize, dedemize kavuştuk. Burada havalar süper. Ne bunaltacak kadar sıcak ne de soğuk ve yağışlı. Tam Yağmurcukla annesinin zevkine göre. İlk hava yolu deneyimimize gelince. Kara yolu kadar yorucu olmasa da epey zorladı. Aslında bu ilk deneyimimizde babamız bize eşlik edemedi. O yüzden biraz daha zor oldu. Ancak en son x-ray geçişine kadar Hasan Abimiz yardım etti. Sonrada güvenlik görevlilerinden hosteslere, saha görevlilerinden otobüs şoförüne kadar bilumum görevli arkadaş işimizi kolaylaştırmak için seferber oldular desem yeridir. Özellikle yalnız ve bebekli bayanlar için yazıyorum. Korkmayın hava yolu çalışanları arkanızda.
Bu deneyimle ilgili paylaşmak istediğim önemli noktalara gelince.

  • Bilet alırken uygun olduğu için tercih ettiğiniz hava yolu firmaları bagaj kilo sınırını aşağıya çekiyor ve buralardan kar etmeye çalışıyor. Tabii bebek ve çocuklu ailelerin bagajları bu sınırın üzerinde kaldığı için uygun olsun diye tercih ettiğiniz firmayla diğerinden daha pahalıya yolculuk etmiş olabiliyorsunuz. Bunu araştırmadan karar vermeyin derim. Ya da  araştırmayın ben araştırdım hazır bilgi buyurun kullanın.

  • Güvenlik geçişlerinde yalnız olsanız bile yardım ediyorlar size ancak bebek arabanızın da x-ray den geçmesi gerektiği için ve katlamasını sizden başkası beceremeyebileceği için bebeğinizi 15-20 saniyeliğine de olsa başka kollara emanet etmeniz gerekebilir hazırlıklı olun. Yüreğinize su serpecekse güvenlikteki arkadaşlar bu şekilde yolcularla sık karşılaştıklarından olsa gerek oldukça deneyimli göründüler gözüme.

  • Yine yukarıdaki maddede anlattığım durumların zaman alması nedeniyle havaalanına daha önce -bebeğiniz olmadan önce- gittiğiniz zamandan 30-40 dakika daha erken iştirak edin. Ayrıca sürpriz bir kaka bebek odasına git altını ve belki üstünü başını değiştir derken 15 dakikanın siz uçmadan uçtuğu anlamına geliyor.

  • Bir de bebek arabası sorunu var. Ben bebek arabasının bagaj tesliminde verileceğini düşünerek yanıma bir de ergobaby'i almıştım. Ancak gerek yokmuş. Boşuna yanıma yük yaptım. Üstelik en son güvenlik geçişinde unutunca. Geri dönüp almak için uzun mesafe koşusu yaptım. Hoş doğum kilolarımın 10 gr. bile mal olduysa iyidir. Ama yaşadığım stres için aynı iyi düşünceleri besleyemeyeceğim. Neyse siz boşuna yanınıza başka taşıma sistemi yük etmeyin derim ben. Çünkü Bebek arabası körüklüyse uçağın kapısında, merdivenliyse merdivenin başında görevlilere teslim ediliyormuş. Sonra da yine uçaktan inince size teslim ediyorlar arabayı.

  • Gelelim en mühim meseleye 'kalkışta ve inişte emzirme': Benim en çok endişelendiğim ve km.lerce kara yolunu göze alma sebebim olan konu uçaktaki hava basıncının bebeklere verme ihtimali olan zarardı. Riski aza indirmek için kalkış ve inişte emzirmek gerekiyor. Ancak Yağmur'un algıları açıldığından beri gerçekten aç değilse onu memede tutmak kolay iş değildir. Bunun stresi sardı dört bir yanımı. Ancak sorunsuz atlattık. Uçaktan önce bir süre emzirmedim. Yani aç bıraktım yavrucağı, böylece iştahla emdi kalkış sırasında. Ancak bir süre emdikten sonra uyudu, ben de kendimce bir basınç eşitleme mantığı kurdum ve ağzını araladım uyurken. Sonra inerken biraz sorun çıkardı. Etrafta konuşanların sesleri emmeye konsantre olmasını zorlaştırıyordu ben de bu ihtimale karşı biberona su koyup bir gün önceden beri içirme alıştırmaları yapıyordum. Onu verdim ve emdi. Böylece Yağmur da hiç biberon emmemiş olmadı. Sorunsuz geçti yani. Zaten hostes ablalar beni en uygun ve boş koltuk grubunun olduğu yere oturttular sağ olsunlar.
Böylece bir maceranın daha sonuna geldik. Sonraki maceralarda görüşmek dileğiyle.

24 Haziran 2010 Perşembe

uç uç kelebek

5.5 ayın, iki tane uzun ve zorlu kara yolculuğunun ardından bugün Yağmurcuk'la ilk hava yolu yolculuğumuzu gerçekleştireceğiz. Yani kuş olup uçacağız bir nevi. Hoş Yağmurcuk kuşum benim ama ben kuş olmak için kartlaştım biraz galiba. Nereye mi uçacağız. Ananeye uçuyoruz. Anane uf olmuş biraz, gidip moral olacağız ben olur muyum bilmem ama Yağmurcuk olacak. Bakalım neler neler olacak...

21 Haziran 2010 Pazartesi

haftasonu koştur koştur

Bu hafta sonu programlar bir yoğundu ki of of. Cumartesi sabah Yağmurcuk annesinin karnındayken arkadaşlığının temellerini attığı Deniz'le buluştu. Annesinin hamile pilatesi arkadaşı Özgecan'la vücuttan çok çenelerinin çalıştığı derslerde sohbetlerini dinlediler ve belki de bizim bilmediğimiz ya da henüz keşfetmediğimiz bir yöntemle yorum yapıp konuştular. Şimdi ise artık aynı havayı teneffüs ediyorlar ve birbirlerinin varlıklarından haberdar olduklarını ispatlarcasına aynı ifadelerle, ses vurgularıyla yanyana konuşuyorlar. Onlar kendi enerji boyutlarında iletişim kurarken, bizlerde bebeklerimiz henüz yokken -sanki asırlar önceymiş gibi geliyor- başka bebekli - çocuklu aileleri kınadığımız her şeyi nasıl yaptığımızı birbirimize itiraf ediyoruz. Ve klasik yöntem çocuklarımızı tokuşturuyoruz :) 



Tabii bu arada yemeyi ihmal etmiyoruz. Neyse ki biz kızlar emziriyoruz ya, vicdan azabı yok hatta tam tersine teşvik primi bile var. Bu dönemi de özleyeceğim galiba istediğin kadar yiyebileceğin ve kimsenin seni kınamayacağından emin olduğun bu sevilesi dönemi... Cennet tanımlamalarında olduğu gibi. Acaba cennet bu yüzden mi annelerin ayağının altında ??? Hııım... :)


Neyse sonra taaa Bodrum'lardan Yağmurcuğun ziyaretine Levent Abisi geldi. Annesiyle babasının üniversiteden arkadaşı, özellikle babasının kankası Levent Abi daha önce Bodrum'da görmüştü kızımı. Ama şimdi müzik festivali için geldiği İstanbul'dan kızımızı görmeden dönmem dedi ve bizi de sevindirdi. Yağmur kucağındayken fotosunu çektik , 'e yakıştı' dedik 'sen de çabucak evlen çabucak bir çocuk yap' dedik her bebeği olan çiftin bekar ya da çocuksuz evli arkadaşlarına söylediği gibi biz de ezberi bozmadık görevimizi yaptık.






Sonra ne mi yaptık? Sonra da Can'ı tanıyorsunuz -Evrim Ablasının karnında şu anda- işte onlara mangala gittik. Yağmurcuk Kenan Hocasının kendisine getirdiği Kurbağa Prensi inceledi, öpsem babam kızar mı acaba diye geçirdi içinden sonra kurbağanın kafasını ağzına sokmaya karar verdi. Mangal yaptığımız bahçede Can'la Yağmur nasıl koşacaklardı, yuvarlanacaklardı hayallerini kurduk. Kuzucuk uyuduktan sonra anne baba muhabbeti devam etti. Güzeldi...


 -Bu arada fotoğraftaki hamaktan bahsetmeden geçmeyeceğim. Bu hamak Meksika hamağı. Hadi ya biz de anlayamamıştık demeyin, çünkü bu orijinalinden. Bu hamağı orijinal yapan hamağın malzemesi. Özel bir bitkiden yapılan texture sivrisineklerin yaklaşmasını önlüyor. Hamağın içine yatıp üstünü de tamamen örten meksikalı kardeşimiz açık havada sivrilerden bi haber uyuyabiliyor. Ercan Abisi bizzat yerinden aldığı bu hamağı Yağmur için kurdu ama babası daha çok sevdi. -



Pazar sabahına gelince; Eskişehir tayfası genleşerek Pita'yı doldurdu adeta. Pita'yı daha önce yazmıştım. Kutlama diyince tüyleri diken diken olan babasının gününü de böyle kutlamış olduk. Herkes Yağmurcuğu çok sevdi yine. Kızım çok şanslı ama ona sahip olduğumuz için biz ondan da şanslıyız. Bir haftada ne kadar büyüdüğünü farketti gözler- hem de sadece fiziksel olarak değil. Eee şu mimiğe bakınız ve anlayınız artık.

18 Haziran 2010 Cuma

babalar günü fotoğraf yarışması

Nurturia'nın babalar günü konseptinde düzenlediği yarışmaya geç de olsa katıldık.
Şarj aletim de hep böyle kritik zamanlarda kaybolmuştur.

Oy vermek isteyenler için ve fotoğrafımızı görmek isteyenler için linkimiz budur. Yarın yani 19 Haziran son gün.
http://www.nurturia.com.tr/competition/photo/9063fc3b-9c01-47b6-b438-9d99016fe40c

17 Haziran 2010 Perşembe

alışveriş, alışveriş...

Fotoğraf makinamın şarjını kaybettiğim için bloğum pek bir konusuz kaldı. Ben de kendimi alışverişe verdim. Yağmurcuğun yazlıkları tamamdır. Bu arada indirimleri paylaşayım dedim. Marks and Spencer bebek ve çocuk bölümünde indirim başladı %40, Mothercare'de de her ayın 15 inde belirli ürünlerde %50 oluyor.Gap'de de bebek çocuk bölümünde indirim var. Haberiniz ola. Darısı Zara'ya artık. Yazlık koleksiyonda tavsiye edeceğim bir iki şey var. Onları da çıziktirivereyim dedim.
Yazların vazgeçilmezi bodyler. Genellikle kolsuz ve askılı almanızı öneriyorum. Yazın sıcaklarında kuzuların etleri ne kadar açıkta kalırsa o kadar iyidir. Bir de yarım bacaklı yazlık tulumlar var. Onların da kolsuzlarını tercih edebilirsiniz. Yalnız mümkünse sırtında ya da göğsünde çıtçıt olmayanlardan, baştan geçirmeli veya omuzdan çıtçıtlı olan modelleri tercih edin. Çünkü bunları atletsiz de giydirmek isteyebileceğiniz sıcaklar olabilir. Hassas ciltleri  rahatsız etmek istemeyiz. İki parçalı t-shirt don takımlar var. Ben çok sevdim ve aldım ama biliyorum ki Yağmur babasının kucağındayken bu t-shirt yukarı toplanacak ve babası biraz söylenecek. Ben de 'ama çok şirin değil mi' diyeceğim. Genel geçer diyalog.
Herkese iyi alışverişler.
 
 

14 Haziran 2010 Pazartesi

evimizi hamileler bastııı...

Bu hafta sonu Yağmur'un misafirleri vardı. Can ve Ateş. Yağmur onlarla konuştu, kahkahalar attı, onlarda Yağmur'un sesine hareketleriyle tepki verdiler, annelerinin karnında. Yağmur'la sabırsızlıkla bekliyoruz gelişlerini. Can ve Ateş'in belli ki erkek çocuğuna yakışır haylazlıkları olacak ancak kızım da erkekle erkek, kızla kız olmayı bilecek. 
Peki bu hafta sonu neler oldu? Yağmur sayesinde evimiz hamilelerle doldu. Kızım arkadaşları ve anneleriyle fotoğraf çektirdi.


Arkadaşları havuza girerken, kızım da onları izledi.
Annesi hamile arkadaşlarına bakıp sanki 5 ay önce karnı burnunda değilmiş de 5 yıl önce hayal meyal geçirdiği hamileliğini öyle dokuz ay falan da değil bir iki aylık bir süreçmiş gibi hatırladı. Daha doğrusu hatırlayamadı. Sonra düşündü, belki de hepsi uçup gidiyor çünkü gerçeğe kavuşunca anlamını yitiriyor geçmiş, elindeki değeri daha iyiye ulaştırmak için tamamen içgüdüsel olarak, önemli oluyor sadece bugün ve gelecek.

10 Haziran 2010 Perşembe

evi evi güzel evi...

Uzun zaman oldu biliyorum. Yağmurcuk evine yeni yeni alışmaya başladı. Ve bu süreç de annesini bayağı yordu. Bu kadarcık bebeğin alışkanlığı mı olur demeyin. Bu dünyada geçirdiği süre az olunca bir duruma alışması da o kadar kolay oluyor. Ve sonra bu alışkanlığı bırakması bi o kadar zor. Uyuma saatleri birbirine girdi, tepkileri değişti bi asileşti, bi mız mız, bi dır dır, bi vıy vıy oldu. Sonuncusunun anlamını ben de bilemiyorum bi tuhaf anlamında kullanmış olayım. Yani Ayşe Öner'in* ilk üç aydaki düzeni tarif ederken kullandığı terim olan "düzensizlik" bizi yine şah damarımızdan yakaladı. Neyse ki asayiş berkemal. Anne ipleri yine aldı eline. Yağmur da daha mutlu daha huzurlu. Dünyayı keşfetmek için daha istekli sanki. Doktoru 'oyuncak almayın' demişti. Yağmur için şimdi her şey oyuncak. Gerçekten de bir balonlu naylonun verdiği heyecanı başka hiçbir oyuncağının vermediğini biliyorum. Biz de bu yüzden elimize geçen her şeyi -tabii belli sınırlar içerisinde ve kontrollü olarak- veriyoruz yavrunun kucağına, keşfetsin dünyanın çeşitliliğinin tadına varsın diye.                                      *Ayşe Öner'i bilmeyenler için yazıyorum kendisi ün yapmış bir bebek hemşiresi. Mustela bebeğim olacak seminerleriyle bir çok ebeveyne yol gösteren biri. Ben de hamileyken gitmiştim. Oldukça yararlı oldu. Gidemeyenler http://www.uzmantv.com/ dan da belirli ölçüde yararlanabilirler. Bir de kitabı var. O da doğumdan önce her anne adayının kurcalaması gereken kitaplardan bence.

3 Haziran 2010 Perşembe

ex-şehir


Eskişehir, Yağmur'un annesiyle babasının aşık olduğu, mimar olduğu, çooook güzel günler biriktirdiği, hayat dolduğu, annesinin kendisini bulduğu, babasının zaman zaman cozuttuğu güzeller güzeli şehir: merhaba ve yine hoşça kal. Antalya dönüşü yine konaklama yerimiz oldu Eskişehir. Bu sefer zamanımız daha uygun ve çok oldu. Her uğrayışımızda şehir biraz daha değişmiş oluyor ama rahatsız etmiyor. Çünkü imgesi o kadar kuvvetli bir şehir ki Eskişehir kolay kolay silemiyor 'eski'yi 'yenişehir'. Hatta bu sefer biz şehirden daha çok değişmişiz fark ettim. Yağmur'un babasıyla ele ele porsuk'da yürürken ki genç, meraklı, heyecanlı, patlamaya hazır potansiyel dolu o iki öğrenci gitmiş bir anne bir de baba gelmiş yerine. Birken iki olmuş ve şimdi de üç olmuşlar.


Tüm bu duygular üniversitedeki zihninizi en çok kurcalayan, uykularınızı sabote edip varoluşunuzu ve biçiminizi sorgulatan, sürekli geleneksel olanı yıkıp, tutunacağınız kavramların içerikleri ile ilgili şüphe sahibi olmanızı sağlayan ve yeni içerikler bulmanızı teşvik eden bir hocanızla Eskişehir'de eski şeyleri yaparken daha da kontrast yaratıyor.  Her insanın hayatında kişiliğinin oluşumunda belirleyici rol oynayan birileri olur ya hani, Yağmur'un da annesinin hayatında gerçekten önemli bir rol oynayan insan Kenan Hoca nam-ı diyar K.G ile birlikteydik Eskişehir'de. Aslında babasının da benzer şeyler söyleyeceğini biliyorum ama bunları ben yazıyorum işte. Bu sefer Yağmur, Kenan Hoca, Yağmur'un babası, ben, yine bölümden arkadaşlar Ercan ve Evrim. Her şey tamam da bu Yağmur nerden çıktı? Tuhaf sanki zaman aynı, ama bizler farklıyız. '1' farkla bu sefer galibiz.