28 Mayıs 2010 Cuma

blog'dan blog'a koşuyorum

Bu blog işleri bayağı hoşuma gitmeye başladı. Başka bloglarda yazı yazmak, fotoğraf paylaşmak hepsinden pek bi keyif alır oldum. Geçen hafta http://www.galerianne.blogspot.com/ 'da konu 'büyükanneler, büyükbabalar'dı. Ben de Yağmur'un annanesiyle bir fotosunu gönderdim. Haftanın favorisi seçilmiş. Annemi aradım söyledim. Sanki ünlü olmuş gibi bir sevindi bir sevindi sorma gitsin. Arada bir de annelerindünyasında yazıyorum. İzleyin beni anacığım.


26 Mayıs 2010 Çarşamba

siz ayak parmağınızı emebilir misiniz???

Bir bebeğin yaptığı ilkler ne kadar da çokmuş meğer. Düşünsenize yetişkin bir insanın doğal olarak yaptığı hareketler bir bebeğin yaparak aşması gereken bir süreci tarif ediyor. Gelişme süreci... Elini ağzına götürmek, gülümsemek, kahkaha atmak, yan dönmek, başını taşımak, ayak parmağını emmek -kabul ediyorum bu yetişkinlerin pek yapmadığı bir harekettir-. Bu aralar Yağmur da sürekli ilkleri yaşıyor ve yaşatıyor. Geçenlerde mutfakta telefonla konuşuyorum. Salondan bir gürültü patırtı, alkış sesleri, babası çığlık çığlığa 'aferin benim kızıma' diyor, babaannesi ve halası da biraz şaşkın biraz gülerek baba-kız'a bakıyordu. Noldu diye içeri koştum Yağmurcuk yerde bedeninin yarısı battaniyesinin üzerinde yarısı halının üzerinde babası fotoğraf çekiyor. Ne yapıyorsun diye sordum. Yağmur dönmüş -ki bu bir süredir merakla beklediğimiz bişeydi- bu durumun ispatı olarak da kuzunun fotoğrafını çekiyor. Çılgın baba!..


Aaaa ilk defa oyuncağını tuttu, ilk defa ağzına götürdü çıngırağını yuppiiiii. Aşkıııım gel bak Yağmur ne yapıyoooor. Bir tünelden geçerken göz bebeğinin etrafındaki gözünün beyazları görünürcesine gözlerini açarak dünyayı keşfe dalmış bebeğinize bakarken duyduğunuz keyfin nedeninin dünyayı onun gözüyle tekrar keşfetmek olduğunu anlıyorsunuz. Bugün baş parmağını ağzına alıp bi güzel emiyorken bastık Yağmurcuk'u. Her ilkle daha da çok heyecanlanıyoruz. E daha işin başındayız ve bu zevkli oyunu uzun zaman oynamak umudundayız.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

heyooo yollar yollaaar...

Bizi yine yollar çekti. Babasıyla bekarlığımızdan bu yana hiç duramadık durduğumuz yerde. Şimdi Yağmur da anasının-babasının kızı olsa gerek takılıyor peşimize o şehir senin bu şehir benim geziyor. Hiç demiyor ki 'yahu daha dünyaya geleli 4,5 ay bile olmadı biraz popomu büyüteyim de öyle gezerim.'







Yağmur Hanımın valizi. İçindekiler listesini ayrıca birgün yayınlarım malum yaz geldi tatil valizleri hazırlanmaya başlanacak elbet.



Pimpirikli anne zade hala uçak yolculuğuna sıcak bakamadığı için, bunun yanı sıra kara yolu sevdalısı bir kocası  olduğu için Yağmurcuk da eremeke hazırlanıyor ve dökülüyor yollara maceradan maceraya. Hem de hiç şikayet etmeden maşallah!.. 


Yağmurcuk yine ilklerinden birini yaşamak için yola çıktı. Antalya'ya babaanneyle dedenin ellerini öpmeye halasına bak ben ne kadar büyüdüm demeye...
Heyecanla beklenirken gideceği yerde, anneyle babanın aşklarının filizlendiği, dünyaya gelme sebebi şehir olan Eskişehir'de bir gece konakladı, Porsuk'da gezdi ve tekrar yollara düştü. Telefonlarımız hiç durmadı. Sabırsız ev ahalisi Yağmur yaklaştıkça daha çok heyecanlandı ve hatta tansiyonlar fırladı. Allahtan sonuç iyi herkes şimdi sakin :) İlk heyecan atıldı. Şimdi yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara geveleniyor kızım. Ve anlıyor ne kadar sevildiğini.

Her gün yeni bir gün onun için, her gülümseme, her öpücük, her ses, her dokunuş, her gün doğumu ve gün batımı, babasının düğün davetiyemizde benim için yazdığı gibi "dünyayı gözlerinde gördüğüm", şimdi kızımız için birlikte diyoruz "dünyayı gözlerinde gördüğümüz" için...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Bob Ross

Doğum yılı 70'ler ve belki 80'lerin başları olanlar kabarık saçlarıyla, 15 dakkada imza atar edasıyla yüzünde devamlı 'bakın ben ne kadar kolaycanak yapıyorum' ifadesiyle, 'hiç zor değil, şunu da yaparsak köpüklü dalgalar, gri, kapalı gökyüzü, rüzgarda dalgalanan dalları elde etmiş oluruz' sözleriyle size sanki elinize bir fırça, palet ve tuval verseler hemen şaheserler yaratacakmışsınız gibi hissettiren yüce ressam Bob Ross'u bilirler. İsmini bilmeseler de bonus kafasını, gülümseyişini hatırlarlar eminim. TRT'de bu programa rastladığımda televizyona çakılır kalırdım. Ne acıdır ki Bob Ross şimdi aramızda değil. Ama resimdeki efsane tekniği hala geçerliliğini sürdürüyor. Hafta sonu Palladium'da Bob Ross'un wet on wet tekniğiyle resim yapmayı öğreten bir workshop vardı.Çocuklarıyla tuvallerin önünde anneler çok özenilesi göründüler gözüme. Yağmur'un babasıyla hemen hayaller kurduk. Yağmur büyüdüğünde annesiyle böyle bir etkinliğe katılacaktı, hangi rengi kullanmak istediğini söyleyecek, 'mor ağaç olmaz ki' derlerse de 'benim resmimde olur' diyecekti. Babası da bir cafe veya restaurantta gazete dergi ile kafasını dinleyecekti. Bu bölüm anlaşıldığı üzere özellikle babasının hayali. Ay sabretmesi zor olacak. Ama bu geçen 4 aya bakacak olursak çabuk da geçecek gibi görünüyor. 
*** Bu arada bu etkinlik haftaya (23-24 Mayıs) da var meraklılara duyurulur.

11 Mayıs 2010 Salı

piyano piyano bacaksız

Yağmur'a 8 aylık hamileyim. Rutin kontrole doktora gittik. Ultrason odasında doktorun gelmesini bekliyoruz. duvardaki lcd'de ultrason cihazının reklam fotoğrafları slide show şeklinde geçiyor. Mutlu yaşlı bir çift, genç bebekli bir aile, bir çocuk elinde bir gitar. Yağmur'un babası dedi ki: 'Kızımızı mutlaka bir müzik aleti çalması için teşvik etmeliyiz' 'Evet' dedim 'Çok iyi olur. Her dönemde kendini dışa vurabileceği bir aracı olur, kişisel gelişimi için de olumlu olur. Umarım o da hoşlanır bu fikirden.' Babası: 'belki de bu bizim elimizde' dedi. Bu konuşmalara şahit olan annem de 'pes doğrusu doğmamış çocuk için konuştuğunuz şeylere bakın.' dedi. 

Gerçekten öyle mi? Bebeklerimiz büyüyünce nasıl birer kişi olacakları gerçekten bizim elimizde mi? 4 aylık bir bebek dahi tercihlerini açıkça gösteriyor. Uyanır uyanmaz, henüz tam ayılmadan kucağa alınmaktan, yüksek ses ve heyecanla sevgi gösterisinden, emerken annesinin yüksek sesle konuşmasından hoşlanmadığını, arabada giderken kendisiyle konuşulmasından, gıdığından öpülmesinden, arı vız vız vız şarkısından, benim kızım çok tatlı tekerlemesinden, bazı oyuncaklarından daha az bazılarından daha çok hoşlandığını anlatıyor, eğer dinlemesini bilirseniz. Çocuklarının gelecek kararlarıyla ilgili hayaller kurup sonra hayal kırıklığına uğrayan bir sürü ebeveyn tanıyorum. Ben de şimdiden Yağmur'un konservatuvar eğitimi almasından hoşlanacağımı söylüyorum. Aslında ben kim oluyorum ki hoşlanmaktan bahsediyorum. Hayatta ne yapacağıma karar verirken annemin babamın istekleri ne kadar belirleyici olabildi ki? Yağmur da kendi karar verecek bu parmaklarla neler yapacağına. Ama biz hazır böyle bir enstantane yapabiliyorken yapalım da kendimizi tatmin edelim dedik o ayrı. Aşağıda Yağmur Hanım'ın dönencesinde büyük bir zevkle dinlediği Mozart'ın 24. senfonisinden bir bölümün icrasını izliyorsunuz. İyi seyirler...

yağmur'un oyuncakları 2

Babamız Yağmur'un iyi bir oyun arkadaşı şimdiden. Yağmur bana verdiği tepkiden daha neşeli tepkiler veriyor babasına. Her annenin kaderinde olduğu gibi ben de kötü polis oldum. Babasına kaslarını kuvvetlendirsin diye bazen Yağmur'u yüzüstü çevirir misin diyorum. 'Ben çevirirsem beni sevmez sen çevir' diyor :) E tabii bütün mızmızlanacağı şeyleri yapan kişi ben olunca çocukta imge-duygu çakışması da biraz benim alehime oluyor. Yok burnu tıkanmış, serum fizyolojiği çocuğun burnuna burnuna fışkırt, yok efendim kulağı pislenmiş, çubuklarla çocuğun kulağını kurcala dur üstelik kendisi için tehlike arz etmemesi için biraz güç kullanarak kafayı sabitle iyice gıcık et yavrucağı. Ama güzel kızım bak buraya yazıyorum hepsi senin iyiliğin için sadece. Ben aslında iyi biriyim ve seni çoook seviyorum.
Şaka bir yana babası, yani Yağmur'un bir numaralı oyun arkadaşı da bayağı iyi çalışıyor. Oldukça ilginç parçalarla geliyor eve. Geçen gün 'manyetik tiyatro' almış. Bayıldım walla. Henüz Yağmur sadece bebeklere ve harekelerine heyecanlanıyor ancak biraz büyüyünce  daha çok sevecek eminim. Ben bu yaşta sevdim. Babası zaten sever hep böyle şeyleri. Yağmur'u kucağıma alıyorum, babası bize oynatıyor biz de izliyoruz heyecanla ne güzeeel... Eskiden 'şimdi çocuk olmak varmış' derdim. Artık düşünüyorum ki; 'şimdi çocuğu olmak' da oluyormuş.

*** Bu arada merak edenler için, Yağmur'un babası bunu Meydan AVM'deki Real'in olduğu binada sadece ahşap oyuncaklar satan bir dükkan var, Aslı Böreğin karşısı işte oradan almış. Birçok çeşidi varmış. Bu kraliyet ailesi.

9 Mayıs 2010 Pazar

anneyim, annesin, anneeee...

Bugünün diğer günlerden bir farkı vardı. Bugün her yıl olduğu gibi anneler gününü kutlamak için annemi aradım  ama diğer yıllardan farklı olarak bugün o da benim günümü kutladı. Çok başka, karışık bir şeymiş annem anneler günümü kutladı. Tuhaf... Sonra düşündüm belki (umarım) ben de yıllar sonra Yağmur'umun anneler gününü kutlayacağım. O zaman ağlamaz mıyım? Karışmaz mıyım bugün gibi? Annemi daha iyi anlıyorum  şimdi. Daha iyi hissediyorum düşündüklerini. Bana bugünün özel olduğunu hissettiren yegane varlığım kızıma, elinden geldiği kadar iyi bir anne olmaya çalışan bu yeni anneyi dünyaya getiren anneme teşekkür ederim.


Her annenin anneler gününü kutlarım... 

8 Mayıs 2010 Cumartesi

yağmurcuk kuzguncuk

Bir eğlendik bir eğlendik sorma gitsin.
Bugün Yağmur'cukla Kuzguncuk'a kahvaltıya gittik. Bu kahvaltı aslında mimar anne ve babanın 05-09 Mayıs tarihlerinde Tüyapdaki Yapı-Endüstri Fuarı vasıtasıyla bir araya gelen arkadaşlarının toplantısı gibi oldu.


Gittiğimiz mekan Pita Kuzguncuk (pk), herşeyin en lezzetli en doğalından olduğu sıcacık bir yer. Çok özenli, misafirlerini memnun etmek için canını dişine takan bir sahibi var.


 Yağmur'un keçi peynirini de kendisinden aldık, özel olarak Bolu'dan geliyormuş. Hem lezzetli hem keçi peyniri bulmak epey zor oluyor.


Kızım Kuzguncuk'ta arkadaş edindi. Mine ablası da onu pek bi sevdi.


Yürüyüş yaptı, çiçekle böcekle haşırneşir oldu. Geçen aylık muayenesinde doktor teyzesi 'artık eline değişik materyaller verin, alüminyum folyo, ipek vs. gibi' demişti. Babacık da gerekeni yapıyor. Elletmedik şey bırakmıyor, sokak çocuğu gibi bulaşmadığı delik kalmıyor 4 aylık yavrunun. 




Annecikle , babacıkla hayatından memnun oldu (umarım), yeni dünyaları keşfetmenin keyfine vardı yavrucak.


6 Mayıs 2010 Perşembe

yağmur'un oyuncakları 1

Yamur'un oyuncakları ile kurduğu ilişkiyi izlemeye bayılıyorum. Doğru oyuncağı seçince ilerlemesine destek olduğunuzu hissediyorsunuz gerçekten. Doğduğunda pek fazla oyuncak ona hitap etmiyordu ama halasının aldığı aydedeli gece lambası bebekli, yanıp sönen lambası vardı, hem de çok güzel müzik çalıyordu. Chicco'dan. İlk haftalarda dahi Yağmur'un ilgisini çekti bu oyuncak. Kendi kendine yatağında oyalanmasını sağladı. Müzikleri sakinleşmesine yardım etti. Yağmur'un ilk oyuncağı oldu. Halasına teşekkür ederiz.

4 Mayıs 2010 Salı

bir şans daha...

Bu aralar başım belada. Yağmur iyice sosyalleşti. Memede tutmak güçleşiyor. E o emmeyince süt stoku da durmuyor durduğu yerde azalıyor. E azalınca Yağmur'u emmeye konsantre etmek iyice zorlaşıyor. Bir de alerji meselesi var. Yağmur'un süt ve süt ürünlerine, yumurtaya alerjisi olduğu düşünülüyor (?). Ancak bir türlü ispatlanamıyor. Ben de 1 aydır diyet yapıyorum. Doğal olarak diyet de süt üretimine hiç iyi gelmiyor. Her yerde yazan süt için sadece su içmeniz yeterli laflarının ne kadar gerçek dışı olduğunu böylece anlıyorum. Sonuç 4. ay kontrolü doktor teyzesi 'ek gıdaya geçsek iyi olacak' diyor. Benim için bu kabus gibi bişey. Doktor teyzesine bana bir şans daha verin söz veriyorum bu sefer her şey çok farklı olacak diyorum. Tamam diyor 1 hafta. 'Tartarız o zaman karar veririz.' Ben de kolları sıvadım. Her gün Vita Malt'lar, Still Tea'ler, ısırgan otu çayları, pompa ve sonra pompaladığım sütü zor bela Yağmur'a içirme telaşı. Yani işim zor. Bu yüzden sanal ortama ziyaretim de aksıyor. Ama Yağmur'un her şeyden habersiz keyfi yerinde sanki.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

bebeğiniz için alışveriş II

Bugün de hastaneden evinize geldikten sonra ilk etapta yani bebeğinizle alışverişe çıkıp bir şeyler alabileceğiniz döneme gelene kadar gerekecek olan şeylerin listesini paylaşıyorum.

Walkie talkie                      Weewell aldık ve hiç problemimiz olmadı. Zaten mümkün olduğunca az kullanıyoruz. Malum wireless meselesi. Tavsiyem çok fazla gelişkin olmayan modelini tercih edin. Dijital olanlar daha zararlı.
Ateş Ölçer                           Braun'un kulaktan ölçenini aldık. Ve memnun kaldık.
Şampuan                              Sebamed kullandık derisinde hafif hafif döküntü yaptı. Babaanne Hipp'in organik şampuanını almış çok iyi geldi. (Türkiye'de var mı bilemiyorum.)
Temizleme bezi                   Mermerşahinden tülbent gibi yıkama bezi kullandım. E-bebek'den aldık. Doğal sünger de almıştık ama ıslanınca dahi bebek cildine kullanmak için bana sert geldi.
Banyo havlusu                               Mothercare'dan
Saç fırçası                           Chicco'nun pembe takımını aldık :)
Banyo küveti                       Önce küvet yerine şezlong gibi bir şey aldık. Sonra baktık onunla bu iş olmaz Mothercare'den küvet aldık. E-bebek'teki küvetler çok büyük görünmüştü. Ama şimdi Yağmur bu küvete sığmıyor. Yine Büyük bir küvet almak gerekebilir.
Kuvet minderi Bu da sonradan anneannenin aldığı ve işimizi tahmin ettiğimizden de çok kolaylaştıran bir kalem oldu. Küvetin içine koyuyoruz. Yağmur Hanımı da üstüne yatırıyoruz. Keyfi yerinde oluyor. İçerisinde strafor toplar olduğu için de çok çabuk kuruyor ve hijyenik oluyor.
Banyo termometresi                  Her seferinde kullanıyoruz. Bakmazsak içimiz rahat etmiyor.
Tırnak Makası                    Bebedor'un üçlüsünü aldım. Normal makas şeklinde olanı kullanabildim.
Pişik Kremi                         Krem kullanmadım. Zeytinyağı kullandım.
Kulak Temizleme Pamuğu  Chicco kullandım pek fark etmiyor hepsi iyi. Bebek için olanını alsanız yeter.
Masaj Yağı/Nemlendirici    İlk aylar cildine hiçbir şey sürmedim. Daha sonraları haftada 2'yi geçmeyecek şekilde Mustela masaj yağıyla masaj yaptım.
Göğüs Pompası                   Medela'nın motorlu olanını aldım. Gerçekten çok iyi. Birçok diğer markalarının sonuç vermediğini duydum. Ayrıca pompa kullanımı sadece çalışan anneler için önemli değil. Aynı zamanda süt üretimini de tetikleyen bir işlem. Özellikle motorlu modelleri bebek emiş gücüne daha yakın olduğu için daha kullanışlı. Bir de tabii hastalık kaza gibi durumlar için süt yedeklemekte yarar var.
Sterilizatör                                       Arçeliğin sterilizatörünü kullanıyorum. Oldukça basit ve kullanışlı.
Biberon                               Avent aldım ama çok şükür şimdilik kullanmama gerek kalmadı.
Emzik                                  İki çeşit kullandım. Avent damla, Nuk yarım damak. Ama artık ikisini de almıyor.
Hava Nemlendirici            Tefal aldık. Ama pek kullanmadık. Doğru performansı yakalamak için kapıyı hep kapalı tutmak gerekiyor. Bu da pek mümkün olmuyor. Bir de çıkardığı ses gerçekten pek dayanılır gibi değil. Sonuçta bir kuytu köşede yerini aldı tozlanıyor kendileri.
Üçgen Yastık                      Bazen de yan pozisyonda yatması için kullandık. Ancak güvenlik açısından genelde gündüzleri kullanıyorum.
Emzirme Yastığı               Kullanmayacağımı düşünerek önceden almadım ama hata yapmışım. Özellikle solucan şeklinde olanları tavsiye ediyorum. Emzirdiğiniz kolu ve sırtı birlikte destekliyor. Üstelik hamileyken de son aylarda yatarken kullanılıyor. Buradan inceleyebilirsiniz.
Emzirme Örtüsü                Ben çok kullandım. Hala da kullanıyorum. Bu alışveriş'in olmazsa olmazıdır. Bence bir buluş.
Sepet                                                Bezlerini, ıslak mendilini, pamuğu, pişik kremi vs. gibi günlük kullanımının sık olduğu gereçleri bir arada tutabileceğiniz bir sepet çok gerekli.
Beşik                                  İlk aylarda sizin odanızda uyuması için beşik alıyorsunuz. Ancak bunun boyutları bebeğinize küçük gelmeye başlayınca ya odasına geçirmeniz gerekiyor ki bu pek mümkün olmuyor. Ya da bir park yatak almanız gerekiyor. Benim park yataklara antipatim var ama artık almak zorundayım. Çünkü Yağmur beşiğine sığmıyor artık. Bu yüzden size baştan park yatak almanızı ve boşuna beşik masrafı etmemenizi tavsiye ederim ama bilirim ki hevesli anne adayları bunu dinlemeyip heyecanla bekledikleri bebeklerine cicili  bicili bir beşik alacaklar. Onlara da yürekten katılıyorum. 
Deterjan                            Hacışakir granüllü sabun kullanıyorum. 6. aydan sonra amway'in bebe deterjanına geçeceğim. Ama okuduklarıma göre de deterjanın ne olduğunun hiç bir önemi yokmuş. Önemli olan durulamaymış. O yüzden Yağmur'un çamaşırları için makinede program bittikten sonra bir kere de sade durulama yaptırıyorum. 
Oyun parkı                        Henüz almadık ama Chicco'nun modelleri iyi gibi.
Oyuncak                            İlk haftalarda pek fazla oyuncağı olmuyor kuzuların. Genelde bu dünyaya alışma süreci olarak geçiyor. Ama siyah beyaz kontrastlı desenler ilgisini çekebilir. Bir de Yağmur'un ilk haftalardan itibaren ilişki kurduğu bir oyuncağı halasının chicco'dan aldığı ninni söyleyen gece lambasıydı. Müzik onu çok rahatlatıyordu.
Bebek arabası                   Orbit Baby aldık. Şimdi anlıyorum ki çok doğru bir karar vermişiz. Kullanımı gerçekten çok rahat. Tek elle katlanıyor. Bir aparat ile anakucağı da arabaya isofix le bağlanıyor. Koltuk 360 derece dönebiliyor. Yine bir aparatla evde anakucağı olarak, portbebesini  beşik olarak kullanabiliyorsunuz. Tek kötü yanı fiyatı biraz pahalı :) www.orbitbaby.com
Kanguru                             Kesinlikle Ergobaby. Bkz. buraya .
Bebek giysi                       Biliyorum bebek kıyafetleri çok şirin hepsinden almak istiyorsunuz ancak en çok body ve tulum kullanacaksınız. Diğerleri için biraz beklemeniz gerekecek. Bodylerin zarf yaka olmasını tavsiye ederim. Çıt çıtlılar zor oluyor. Hem de bebek için rahatsız edici olabilir. 0-3 ay uygun olur. Tulumları ilk haftalar için yenidoğan almalısınız 0-3 ay büyük oluyor. Önden çıt çıtları tercih edin. arkadan olanları hem giydirmesi zor hem de ilk aylarda çarşaftaki kırışıklıktan bile rahatsız olabiliyor bebekler. Sırtındaki çıt çıtlar canını acıtmasın yavrunun. Bir de kendinden eldivenli tulumlar kullanışlı oldu ilk aylar. Marka olarak Gap'in tulumlarını çok beğenerek kullandım. Mothercare'in ve Marks and Spencer'ın tulumlarını da çok kullandım. Ama kalıpları biraz geniş ona göre alın. Chicco da da bazı tulumların kalıbı geniş bazılarının dar. Çeşit konusunda iyi. Bir de Petit Bateau çok şeker şeyler var gerçekten ama tulumları arkadan çıt çıtlı. bodylerini özellikle tavsiye ederim. Bu markanın da kalıpları dar. Bir de bir iki alt üst takım alabilirsiniz. Bunlar beden geçiş dönemlerinde kurtarıcı oluyor. Bir de penye yelekler var. Onlar da hayat kurtarıcı.
Uyku Tulumu                       Çok kullanışlı oluyor. Özellikle 2. aydan sonra hareketlenmeye başlıyorlar. Ayaklarıyla üstlerini açabiliyorlar. Kolsuz oldukları için endişelenmeyin çünkü zaten kollarını battaniyenin içinde pek göremiyorsunuz. Ben Petit Bateau'dan almıştım.
Astronot                               Kış bebeğiyse şart. Teyzemizin hediyesiydi. Marks and Spencer. Ama bütün bebe mağazalarında var. Bir konuda uyarmak isterim. Eğer bebeğinizin bedenin değişimi mevsim geçişlerine denk geliyorsa ki bizim aynen öyle oldu astronotu alırken iki tane alın biri büyük beden olsun. Çünkü mağazalara yazlık sezon geldiğinde bebeğiniz hala kışlık sezon giyiyor olacak. Bu yüzden siz de benim gibi astronot duasına çıkıp, İstanbul'daki bütün mağazaları aramak zorunda kalabilirsiniz. Benden söylemesi.
İşte böyle, size iyi alıverişler. Bebişinizi sağlıkla kucağınıza almanızı dilerim. Bu arada aklıma geldikçe ve yeni ürünleri denedikçe bu listeyi güncellemeyi düşünüyorum. Duyurulur.