30 Nisan 2010 Cuma

bebeğiniz için alışveriş

Hamileliğin en keyifli tarafı da bebeğiniz için yaptığınız alışverişlerdir.
En azından benim için öyle oldu.
Ancak ne almalıyım, başıma neler gelecek, benim ve bebeğiminin neye ihtiyacı olacak, eksik bırakırsam dünya başıma yıkılır endişeleriyle bu keyif biraz örseleniyor. Size tavsiyem bunu yapmayın ve alışverişin keyfine varın. Hiçbir eksik ölümcül olmayacaktır, bana güvenin.
Ama yine de hazırlıklı olmanın bir zararı olmaz diyerek bu listeyi yayınlamaktan gurur duyarım;

HASTANE ÇANTASI

ANNE İÇİN;
Gecelik                             Ençok model Boyner'de var. Pelin'de güzel.emzirmek için ön düğmeleri kolay açılan, ya da kruvaze yakalı almaya gayret edin. Kaç gece kalacaksanız o kadar alın. Haa bi de sabahlığı unutmayın.
Kırmızı Kurdele      Loğusanın kırmızı bir aksesuarı olmalıymış. Ben de büyüklerin yalancısıyım. Taç, saç bandı, ya da benin gibi bileklik kullanabilrsiniz.
Emzirme Sütyeni     Heryerden delicesine emzirme sütyeni almış biri olarak. En kullanışlısı Ayyıldızın modeli oldu. Üstelik balenli olması açısından da nadir bir model. Askılarının inceliği açısından da Marks and Spencer diyorum. Üstelik burada çeşit de bol.
Terlik                         Ben Ceyo'dan aldım. Oldukça rahatlardı.
Çorap                        Bilekte çoraplardan aldım 3 çift.
Göğüs Kremi                  Lansinoh'un kremini kullandım.
Göğüs Kalkanı              Bu benim yaptığım hayatımı kurtaran en önemli alışverişmiş sonra anladım. Medela'nınkini aldım. göğüs kremini sürdükten sonra hasarlı bölgenin sütyene yapışmadan hava alması için tasarlanmış bir ürün çabuk iyileşmesini sağlıyor.
Kilot                          Mothercare'den tek kullanımlık olanlardan almıştım. Bir de Boynerden yüksek belli Ten marka 3 adet almıştım. Tek kullanımlık olanlar hiç kullanışılı olmadı, tavsiye etmiyorum.
Süt artırıcı çay               Ben yanıma Humana Still Tea almıştım ama hastane de komposto verdi. Gerek kalmadı yani. Ama eve geçtikten sonra hemen kullanmaya başladım. Faydalı bir ürün.
Kıyafet                       Hastaneye giderken kullandığınız kıyafetler çıkarken de oluyor. Merka etmeyn kilolarınızdan öyle hemen kurtulamıyorsunuz yani:) Ancak dikkat edilmesi gereken. Üstünüze giyeceğiniz mümkün olduğunca bol kesim ve önden düğmeli olsun. Bebişinizle ilk yolculuğunuzda emzirmeniz gerekebilir.
Genel Bakım               Makyaj malzemeleri, saç fırçası, diş fırçası ve macunu gibi...

BEBEK İÇİN;
Hastane Çıkış Takımı  Bebeğiniz için hastaneye götüreceğiniz  kıyafetleri 0-3 ay almayın, çok büyük oluyor. Bunları ancak 1. ayında giymeye başlıyor (3 kilo civarında doğan bebkler için konuşuyorum). Alacağınız yenidoğan için olmalı. En az 1 adet hastane çıkış takımı alın. Bu takımın içerisinde body (atlet niyetine giydiriliyor.), tulum, eldiven, bere, bazılarında ceket ve belki battaniye oluyor Hastanenize sorun eğer onların body, tulum vs. leri kulanılıyorsa. siz sadece çıkış için bir takım, bir de isterseniz yedek götürün. Ben Mothercare'den almıştım.
Çorap                                       Yenidoğan için Mothercare'den almıştım.
Battaniye                                Hastane çıkışınızda yoksa mevsimine göre ince yada kalın battaniye alın. Polar almamaya çaılışın terletiyor. Kundak gibi sarmalamak için penye battaniye çok uygun oluyor. Yenidoğanlar sarmalanınca daha rahat ediyorlar.
Bebek Bezi                   0 numara Prima. Prima'dan şaşmam abi... Genelde hastane kendi bezlerini kullanıyor ama yine belirtim sormak lazım.
Ağız Temizleme Bezi    Kusma bezi olarak omuzda taşırken kullanılanlar ince uzun çok kullanışlı. salya bezi olarak 10x10 cm. boyutlarında bez mendiller her kullanımda kirliye atıldığı için hijyenik ve kullanışlı. Bunlar da mothercare'den.
Alt Temizleme Mendili Unibaby yenidoğan başka lafa gerek yok.
Anakucağı                      Hastaneden çıkarken bebeğinizi onunla taşıyacaksınız. Arabada başka şekilde sakın götürmeyin. Kazanın ne zaman geleceği belli olmaz. Ben hala emzireceğim zaman tam olarak duruyoruz. Koltuğuna koyup emniyet kemerini takmadan da yola tekrar çıkmıyoruz.
Yarın da hastaneden evinize gidince ilk etapta bulunması gerekenlerin listesini yazacağım.
Beni izleyin anacım...

28 Nisan 2010 Çarşamba

ergo baby türkiye'deeee

Yaklaşık iki hafta önce geçen bir telefon konuşmamızı aynen aktarıyorum.

-Alo canım merhaba,
-Merhaba canım naber?
-İyi canım müjdemi isterim ona göre
-Noldu?
-Ergo Baby Türkiye'ye gelmiş.
-Aaaaaaaaaaa.... (ki bu çığlık sesi oluyor)
.....
.....
.....

Yaklaşık 5 aydır Ergo Baby'e nasıl sahip olurum diye araştırırken. Meğer kapımıza gelmiş haberimiz yok. Amerika'dan bir tanıdık bulup (tanıdığın tanıdığı şeklinde, ps: teşekkür ederim Ercan) buraya getirtmenin yollarını arıyordum ki bu haberi aldım sevgili kocamdan.
Neden bu kadar olay oldu ve kendini paraladın diye soranlar için Ergo Baby, 4 aylıktan 4 yaşına kadar bebeği, önde, arkada ve yanda olmak üzere 3 değişik pozisyonda, özel bel takviyesi, dolgulu askılarıyla omurganıza yüklenmeden çocuğunuzu taşıyabildiğiniz ödüllü bir sistem. Diğer kanguru modellerinden farklı olarak Ergo Baby'nin en önemli özelliği kavrama şekli ve ergonomik pozisyonu ile çocuğun omurga sistemine yüklenmeden ve dolayısıyla kalıcı bozukluklara neden olmadan taşınabilen bir sistem olması. Diğer taşıma sistemleri çocuğun kuyruk sokumuna baskı yapıyor ve omurgasında bozulmalara neden olabiliyor. Ergo Baby'nin sitesinde bir çok doktorun tavsiye yazısı yer alıyor isterseniz araşıtrabilirsiniz. Ayrıca çocuğunuz 7 kilo olana kadar yenidoğan aparatıyla daha sonra aparatsız taşıyabiliyorsun. İkisi ayrı satılıyor.


Biz aldık ve bugün itibariyle kullanmaya başladık. Evde çok rahatız. Hem o keyifli oluyor hem de işleriniz birikiyor diye siz stres olmuyorsunuz. Üstelik bugün uykuya kucağımda ben yemek yaparken daldı. Çok keyifli birşey. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum. E-Bebek'te 230+50(yenidoğan aparatı) TL.

Reklamları izlediniz... 'Birazdan şu elimde görmüş olduğunuz' diye başlarsam şaşırmayın yani.

27 Nisan 2010 Salı

iyiki doğdun nehir kuzen


Kelebeğimle dün kuzeni Nehir'in doğumgünü partisine gittik. Babasının henüz annesinin karnındayken aldığı ilk hediyesi olan o kırmızı kadife elbiseyi ve annesinin aldığı ayyakkabılarını giyindik kuşandık erem eke yollara düştük.
Sanki bu hazırlık telaşını anlıyormuş gibi. Gidiş yolunda ağlama krizine girerek bir güzel feleğimi şaşırttıktan sonra, kalabalığın, çocuk çığlıklarının ortasına düşünce canım kızımın da nevri döndü. Ama sonra toparladık.  
Kuzenin doğum gününü kutladık, hediyelerini verdik, teyzenin ve ananenin yaptığı nefis menüyü mideye indirdik, süt içtik, uyuduk uyandık,


teyzeyle (bkz. üstteki fotolar), annaneyle, kuzenle fotoğraf çekindik (bkz. alttaki fotolar),

kakiş yaptık, çiş yaptık, Nehir'in hediyeleriyle kimselere bırakmadık biz oynadık, hatta bir erkek arkadaş bile bulduk ;)
Bir günü daha böyle geçirdik. Nehir kuzen 1 yaş daha büyüdü, Yağmurcuk da 1 gün...


25 Nisan 2010 Pazar

rodoooooos...

Rodos şemsiyeleriyle ünlüymüş. Eşim'e de orada bir arkadaş söylemiş bunu. Ama bilemiyorum ne kadar doğru yapmış. Çünkü bütün şemsiyeleri getirmiş. 'Bunlar sadece birkaç çeşit' diyor. Ben olsaymışım kafayı oynatırmışım. Kafayı oynatır mıydım bilmiyorum ama eminim seçim yaparken buhranlar geçirirdim. Bu konuda hiçbir zaman iyi olamadım çünkü. Neyse bu kadar güzel şemsiyeyi bir arada görünce dayanamadım atladım arasına ve çekim yaptık çılgınlar gibi. Eşim sanki bir fotoğraf sanatçısı edasıyla oradan oraya koşturuken, bana yapmam gerekenlerin komudunu verirken ben de kendimi topmodel gibi hissettim. Şemsiyeleri bilmem ama bu çekim iyi geldi :)
Ayrıca Rodos'un kahveli uzosu da ünlüymüş. Kahve likörü gibi bir şey ilginç. Burada bahsi geçen türk kahvesi -onlar yunan kahvesi diyor ama tadı bizim kahvemizle aynı-. Mezelerin çoğu buradakilerle aynı. Farklı olan bir tek dilleri. Bu nasıl karşıtlık anlamadım???
Bu arada İstanbul'a döndük. Bodrum çok güzeldi ama dönünce buradan başka yerde yaşanmazmış yine anladım. Yarın Yağmur'un kuzeni Nehir'in doğum günü. Oraya gideceğiz. Bu gece zor uyudu. Kızımın ilk partisi olacak bu yüzden çok heyecanlı.


22 Nisan 2010 Perşembe

agguuu...

Kelebeğim genç kızlığa doğru hergün bir adım daha ilerliyor. 20 cm. önünü bile göremeyen dünyadan bi haber kızım şimdi oyuncaklarıyla konuşuyor adeta. Belki bizim dilimizi kullanmıyor. Ama kullandığı bir dil var. Artık oyuncağı ile kendi arasında biz karışamıyoruz. Suratına baksanız sanki çok önemli birşey olmuş. Arkadaşına onu ayrıntılarıyla, biraz eğlenerek, biraz yakınarak kaş, göz, dudak ve hatta dil hareketleriyle bir anlatıyor ki görülmeye değer gerçekten.  

Bu bebeklerin kullandığı dilde ünlüüüü bir atasözü vardır. "Agu".  Evet evet 'agu' deyip geçmeyin. Çok önemli bir söz bu. 3 harfli ve iki heceden oluşuyor. En önemli özelliği de içerisinde sessiz harf olması ve bunu söyleyen bebeğin gırtlağını keşfetmesini sağlaması. Bizim dilimizi konuşmaya önemli bir adım yani. Yağmurcuk' da  gıgıl mıgıl bişeyler mırıldanıyor. Aaauuummm mmmıııııhhhh uuuummmnnn nnnıııııhhhhh, çok da belirgin olmayan agular  ve aralarda nefes alırken de doyamayıp konuşmaya devam etmeler. Acı bir fren sesi oluyor sanki. Sonra geç de olsa seslerin nefes vererek daha kolay ve düzgün çıktığını anlıyor ama bu maceramız genelde bu yüzden hıçkırıkla sonlanıyor. Hıck hıck hıck hıck. E tabi diyaframın kafası karışıyor napsın?

 Bu arada yarın 23 Nisan hep neşe doluyor insan. Kelebeğimin ilk bayramı. Şimdiden kutlu olsun. Yarın yola çıkıyoruz. Yağmur'un ne kadar emmek isteyeceği bizim durma sayımızı belirlediği için artık 1 gün mü 2 gün mü sürer yol bilemiyorum :) Konuyla ilgili bildiğim bir iki aktivetiyi paylaşayım bu arada:

  • Kids Carnival -25 Nisan AÇEV yararına
  • Migros'un geleneksel tiyatro şenliğine bu yıl bir de oyuncak ve çocuk kitaplarında %50 indirim kampanyası eklenmiş. 23-24-25 Nisan www.migros.com.tr/Content.aspx?IcerikID=86
  • Optimum AVM bu yıl çok kapsamlı bir organizasyon yapmışa benziyor. 23-24-25 Nisan
  •   İstanbul Modern'de 5. Çocuk Şenliği. İz Peşinde Atölyesinde 4-6 yaş ve Boydan Boya Sanat Atölyesinde 7-12 yaş grupları için programlar. 22-23-24-25 Nisan katılım sınırlı.
Bütün çocukların 23 Nisan Çocuk Bayramını kutlarım. Kıymetini bilmelerini dilerim.

21 Nisan 2010 Çarşamba

pes doğrusu!..

Bugün pes dedirtecek bir haber okudum. Yiyeceklerde kullanılan şu hormon meselesi çok fazla araştırma yapmaya gerek kalmadan her yerde rastlayabileceğimiz, pazarlarda dolaşırken bile 'hormonsuz bunlaaaar' sesleriyle aşina olduğumuz bir konu. Ancak bu kadarla kalmıyor. Ne yazık ki bu hormonun -ki bu aslında östojen hormonudur. İnsanların büyümesini sağlayan bu hormon hayvanların, sebzelerin de büyümesini sağlıyor- kullanımı sadece gıdalarla sınırlı değil. Kozmetikte (ruj, deodorant, allık, pudra, nemlendirici, şampuan vs.), böcek ilaçlarında, en önemlisi ve en acımasızı çocuk oyuncaklarında östrojen hormonu kullanılıyor. Rüzgarın estiği yönü, güneşin açısını hesaplayarak büyüttüğümüz çocuklarımızın eline oynasın, oral gelişimini desteklesin, diş çıkarırken acısını dindirsin diye verdiğimiz oyuncaklar onun sağlığını temelden sarsacak nitelikte haberimiz yok. Vatan gazetesindeki röportajında Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz bebeklik çağında başlayan bu hormon istilası yüzünden bugün 3 yaşında ergenliğe giren hastalarının olduğunu söylemiş. Özellikle kız çocukları bu durumdan en çok etkilenen cins oluyormuş. Göğsünde erken büyüme, beze benzeri şeyler olabiliyormuş.
Bu işin şakası yok. Bu devirde en zor iş akıllı tüketici olmak. Çocuklarımız yabancı ve zaralı maddelerden tamamen koruyamayız. Zaten korumamamız da gerekir çünkü bu bir evrimsel mesele artık. Yaşadığı çağdan koruyamayız onları. Heryere yayılmış bu kullanımı durduramıyacaksak, çocuklarımız kenarından köşesinden maruz kalacaklarsa buna en azından miktarına karar verme iradesini göztermeliyiz .
Konuyla ilgili alışveriş önerisi:


  •  Dana eti yerine kuzu etini tercih edin. Tavuk ve market yumurtalarından kaçının.

  • Alışveriş için mümkün olduğunca organik pazarları tercih edin. Şişli'deki pazar şimdi de Kartal'da. Ve  Göztepe Parkı'nın oraya da bir organik pazar açıldı.

  • Kozmetik ürünlerde mümkün olduğunca güvenilir markaları tercih edin.

  • Çocucğunuza aldığınız oyuncakların boyasının çok parlak, plastiğinin yumuşak olmamasına dikkat edin. Östrojen hormonunu yumuşaklık ve parlaklık sağlamak için kullanıyorlarmış.

  • Alman markası HABA oyuncak konusunda çok titiz bir marka. Oyuncakları ahşaptan. İnsanın içini bir nebze rahatlatıyor. E-bebek'te sınırlı çeşitte var ama caddede bambolini'de daha çok çeşit bulabilirsiniz. Bir de şuraya bakın http://www.oyuncakonline.com/

  • Diş kaşımak için havuç, ekmek gibi güvenli anane yöntemlerini kullanın.

20 Nisan 2010 Salı

mikroplu back vokal yağmur

Yağmur'un
annanesi soprano, sesini duyanlar hayran oluyor.
dedesi kemanist
diğer dedesinin yorumu Zeki Müren'e bu kadar benzer
babanesinin de sesi güzel.
Bir tek annesiyle babasının bu taraklarda bezi yok.
Aslında potansiyel var ama henüz keşfedilmedik diyorum ben.
Yağmurcuğun genler sağlam diyorum yani. E ortamda da sürekli bir icraat. Ne yapsın kelebeğim.

Geçenlerde konuyla ilgilenenler bilir -ben bilmiyordum:)- türk sanat müziğinin ağır toplarından Tülin Yakarçelik evimize misafir oldu. Kendisi emekli olup Bodrum'a yerleşenlerden. Tabii bunu duyan babamla annem (nasıl duyarlar onu da anlamıyorum bu arada)  hemen eve davet ettiler. Babam keman çaldı, annem söyledi, Tülin Hanım da dinledi. Herkes büyük bir ciddiyetle dinliyordu. Annem "Rüzgar Söylüyor"'u icra ederken -ki gerçekten zor bir şarkıdır- özellikle en ince yerlerinde Yağmur birden şarkıya eşlik etmeye başladı. Bebeklerin tiz seslere daha duyarlı olduğunu, hatta bu yüzden içgüdüsel olarak bir bebekle konuşurken insanların seslerini incelttiğini duymuştum. Kuzum miyavlamakla yavru bir kurtun uluması arasında neredeyse notalara tam doğru basarak anneme eşlik etti. Gerçekten görülmeye değer bir manzaraydı. Bütün şarkı boyunca anneme eşlik eden Yağmur tam da yapması gerektiği gibi şarkı bitince sustu.
Tülin Hanımın deyimiyle mikroplu bu çocuklar.
Babam kendisine özel konser verirken kitleniyor. Çok ciddi bir dinleyici yani. 

Bu arada söz müziğe gelmişken IQ bebek cd'leriyle ilgili deneyimimi paylaşayım. Hamileyken dinlenen bu cd lerin yararı özellikle hamileler tarafından merak ediliyor biliyorum. Hamileliği boyunca Motzart'ın cdsini dinleyen bir anne olarak yayınlıyorum. Bu cdler kesinlikleeee işe yarıyor. Yağmur yeni doğanken sakinleşmesi için kullanıyordum ve gerçekten işe yarıyordu. Ağlamasını kesip kulak kesiliyor ve sakinleşiyordu. Tabii açlık durumları dışında. O durumda gözü hiçbir şey görmez kendisinin. Olsun bütün sütler feda olsun meleğime.

19 Nisan 2010 Pazartesi

'bişe olmaz' anane

İlerde büyük ihtimalle ben de anane olacağım için usturuplu konuşmak istiyorum ama bu anane-babaneler de bir tuhaf kardeşim. Sanki kendi çocukları -ki bunlardan biri ben oluyorum- olmadı ya da kendileri çocuklarına titizlenmediler hiç. Unutmak insanlara mahsus ama el insaf yahu biraz kendi gençliğinizi hatırlayın. Bizim de ilk çocuğumuz işte endişeleniyoruz 'bişey olmasın' diye ince eleyip sık dokuyoruz azcık (!). Ama yoook endişlendiğimiz her konuyla ilgili 'bişe olmaz'.
"anne o şekilde parmağı acımasın"
"bişe olmaz"
"annecim galiba ışık rahatsız etti."
"bişe olmaz"
"anne bu kadar çok giydirirsek terlemez mi"
"bişe olmaz"
"anne çocuk bayır aşağı yuvarlandı"
"bişe olmaz"
aaaaaa ama
biraz abarttım kabul ama inanın ki çok değil.
Bir zaman makinam olsa annemi de alıp geçmişe ilk çocuğunun -bu da ablam oluyor- olduğu döneme gitmek ve bak bakalım bişe oluyor muymuş olmuyor muymuş demek isterdim. Aynı dertten muzdarip olanlar varsa -ki eminim yalnız değilim, 'bişe olmaz' anane (babane) mağdurları- sizleri de alabilirim zaman makinama. Sonuçta bu benim hayalim, benim makinam kim karışabilir ki...

18 Nisan 2010 Pazar

bodrum bodrum

Yaklaşık bir ay önce Yağmurcuk ve babişle birlikte 10 günlüğüne Bodrum'a ananesiyle dedesinin evinde kalmak için yola çıktık. Babiş şehir dışındaki işlerini hallederken biz de kuzucukla tatil yapalım dedik. Neredeyse bir aydır buradayız. Bu yazıyı da Bodrum'dan yazıyorum. Babiş işlerini bitirip bizi almak için geliyor. Tekrar bişey çıkıyor ve yollara düşüyor. Bodrum'a hapsolduk diye dalga geçiyorum ben de.
Bu kuzumun ilk uzun yolculuğu oldu. Ben pinpiriklilerin başında giden 3 aylık bebekle uçağa binmeye cesaret edemediğimden kara yolunu tercih etmek zorunda kaldık. Bandırma'ya giden feribot işimizi kolaylaştırmasa mecbur uçacaktık kelebekle. Aslında eskiden Denizline'ın İstanbul-Bodrum seferi hala çalışıyor olsaydı süper olacaktı. Arabanızla birlikte konaklama olanağı olan gemi ile İstanbul-Bodrum 24 saat sürüyordu. Ama geçen yıl kaldırıldı. Sanırım bu sene de yok :( Yine de meleğim bize hiç sorun çıkarmadı. Tabii İzmir'de 1 gece kalmak zorunda kaldık. Bu sayede kısa bir süre önce İzmir'e taşınan arkadaşlarımızı da ziyaret etme fırsatını bulduk. İstanbul'da havaları kapalı ve yağmurlu bıraktıktan sonra Ege'nin havası hepimize iyi geldi.
Sabahları Yağmur Hanım anane bahçesinde şezlongunda güneşleniyor.


Sonra meme, uyku, meme, oyun, meme, meme, bi daha meme.
Bir gün Oasis AVM'ye, Bodrum Marina'ya,


Küba Bar'ın sırasında eskiden bar olan, her sezon başka bir işletmenin devraldığı bu mekana nokta vuruşunu yapmış Starbucks. Gerçekten çok keyiflibir mekan olmuş. Kızım da keyfine vardı bu yeni mekanın.


Bir gün Türkbükü'ne,

Türkbükü'nü bu mesimde çok sevdi kelebeğim

Bir gün günbatımını izlemek için Limon'a, en kötü ihtimalle Yalıkavak'da Yalı Köftecisi, kahvesi, boncukçu Tahir Amcasının dükkanına merhaba demeye gidiyor.
Hiçbir yere gitmediği akşam üstleri de evden grubu izliyor kelebeğim :)

Belki bunları gerçekten farketmiyor ama eminim temiz hava, annesinin pozitif psikolojisi, güneş ona iyi geliyor. Hoş insan Tahir Abi'nin anlatımıyla ; "Bülbülü altın kafese koymuşlar, 'vatanım' demiş. Bülbülü salıvermişler, uçmuş Yalıkavak'a gelmiş." Bu noktada şuncağızcık bebeği İstanbul'a mahkum etmek ne kadar doğru diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Babişin bir arkadaşınının anlattığı hikaye geliyor aklıma: Bir denizci kasabasında balık tutan bir köylünün yanına oralardan geçen bir iş adamı gelmiş.
"İşler nasıl ne kadar tutabildin?" diye sormuş.
"İyidir. Bu kadar tuttum" demiş.
Adam heyecanlanmış ve:
"Oooo çok iyi, sen bunları satarsan kendine bir tabla alırsın" demiş.
Balıkçı :
"Eeee nolmuş" demiş
"E nolacak sonra kendine bir dükkan tutarsın" demiş.
"Ee Sonra"
"Sonra çiftlik kurarsın, zengin olursun"
"Ee sonra"
"Oooh sonra da şöyle güzel bir balıkçı kasabasına yerleşir, balık tutar, kafayı dinlersin" demiş.
Balıkçı " E ben şu anda zaten onu yapıyorum, neden o kadar uğraşayım ki" demiş.
Bizler de bu yanılsamanın içinde olmayalım. Bu kadar koşturmaca özümüze dönmek içinse, kullağımızı tersten göztermenin ne anlamı var ki?

17 Nisan 2010 Cumartesi

loğusalık sendromu biter, annelik sendromu bitmez..

Hamileyken ahkam keserdim ; 'Ben loğusa sendromu yaşamam, bu bebeğe son derece hazırım' diye. Kazın ayağı öyle değilmiş. Anne olmanın kendisi bir sendrommuş zaten.
Yağmur'la eve geldiğimizde sanki hastaneden değil de otelden gelmiş gibiydim. Yağmur'un hemşiresi ayrı, benim hemşirem ayrı, hergün ziyaret eden doktor, diyetimi düşünen personel, hasta bakıcılar vs. vs. Yağmur'un emin ellerde olduğunu bilmek, her tereddütte cevabımın bir telefonun ucunda olduğunu bilmek çok rahatlatıcı birşeydi. Ancak eve gelince birden kabus başladı. Her sabah uyanıp -sanki geceleri uyuyormuşum gibi konuştum- Yağmur'un geldiği yere geri gitmesini dilediğimi hatırlıyorum. Sanki birşeyleri eksik yapmışım ve baştan başlamak istiyormuşum gibi. Kakası üstüne bulaştığında temizlemeli miyim yoksa yıkamalı mıyım banyoda? 'Ben oynamıyorum' diyip gitmek istedim hep. Ama gidemedim tabii. D vitaminini 10 günlükken başlamak gerekiyormuş. Ben 12 günlükken ancak cesaretimi toplayabilmişim. 2 gün geciktiğim için içim içimi yedi. Bu olmadı baştan başlasam olmaz mı ??? Siz bu bebeği alın sonra yenisini gönderin ben bu sefer ona zamanında veririm D vitaminini söz veriyorum! Bugün Yağmur 3,5 aylık, benim annelik yaşımla bir. Tabii artık bu konularda daha da bir bilmişim ama loğusalığımdan beri gördüğüm şu rüya hiç değişmiyor:
Yağmur'la ilgilenirken, herşey çok güzel ve tıkırındayken her seferinde başka bir şekilde başka bir bebeğim daha olduğunu farkediyorum. Bu genelde Yağmur'un ikizi oluyor. Öyle panik oluyorum ki. Doğduğu günden beri onunla ilgilenmediğim, emzirmediğim için kendimi paralıyorum adeta. Ve panik içinde uyanıyorum hep. Sonra eşime anlatıyorum. Onun da yorumu aynı oluyor. 'Bir şeyleri ihmal ediyor muyum diye endişeleniyorsun normaldir -annelik içgüdüsü-'
Evet evet doğru, loğusalık 40 gündür sendromu da gelir geçer ama annelik sendromu hiç bitmez...

16 Nisan 2010 Cuma

internet anneleri


İnternetin keşfinden önce anneler ne yapıyormuş ? Hamileliğim boyunca benim en sadık dostum oldu internet. Duyduğum kötü herşeyle ilgili yüreğime su serpti.

'Alo Damla hanım ben doktorunuz. İkili test sonuçlarınız çıktı 1/20000 iyi bir sonuç. Bebeğinizin hasta olma olasılığı oldukça düşük.

Düşük mü?! İhtimal mi? Nası yani ? Böyle bir ihtimal mi vardı ki? Ne kadar düşük bir ihtimal? 1/20000 ne demek. Referans aralığı nedir ki? Diğer hamilelerin kaçmış? Bu sorularla boğuşmak kolay iş mi? Bu devirde hamile olmak zor iş gerçekten. Eskiden ikili üçlü test mi varmış... Ne yapacaz hooop internet...

Bilgiye kolay ulaşmanın tabii bazen de negatif etkisi oluyor:
doktorunuz der ki; 'Bu haftada normal şartlarda kalp sesini duymalıydık ama 2 hafta daha bekleyelim.'
Beklemek mi? Böyle birşey nasıl beklenir? Hemen internete girilir, bilimum siteler gezilir. Kalp sesini hangi haftalarda duymak gerekir? Duyulmaması ne ifade eder? Ne boş gebelik mi? Düşük mü? Aman tanrım!!!!

Ama yararları kesinlikle çok daha önemli. Hamileliğim boyunca bana destek olan sitelere teşşekkür mahiyetinde;
Bunlar hamileliğim boyunca nimetlerinden yayrarlandığım web siteleri:
http://www.gebelik.org/
http://www.anneoluncaanladim.com/
http://www.bebegimveben.com/
http://www.motherandbaby.com.tr/
http://www.hamilelerkulubu.com/

bunlar da çok kıymetli, saygı değer bloglar:
http://ozguranne.blogspot.com/
http://blogcuanne.blogspot.com/ şimdi http://www.blogcuanne.com/
http://yavrusu.blogspot.com/

15 Nisan 2010 Perşembe

yeniden doğduğumda...

06 Ocak 2010 saat 09.03 kızımı kucağıma verdikleri anda, bilmiyorum epiduralin etkisiyle mi, suratımdaki tüm kaslar ilginç bir sırıtma moduna sabitlenmiş ama gözlerim yaşla dolmuştu. Doğumun kayıtlarına bakarken sanki izlediğim ben değilim başka bir kişiymiş gibi geldi. Benim 'anne' halimi gördüm. Bu duygusal bir değişim değildi. Basbayağı fizyolojik bir değişimdi. Gördüğüm kesinlikle ben değildim. O andan itibaren de bir daha 'eski beni' görmedim. Ne bir video çekiminde, ne bir fotoğrafta, ne de aynada. 9 aylık süreç öyle çok değişimin sebebi oluyor ki, sonuçta sadece bir bebek doğmuyor aynı zamanda bir de 'anne' doğuyor.

Hamile olduğumu 2009 yılının anneler gününden bir gün önce öğrendim. Bebeğim annesine henüz bir hücre büyüklüğündeyken ilk anneler günü hediyesini vermişti. Ancak gerçekten anne olmak için daha uzun bir yolum vardı. Birçok hamile kadının dediği gibi ben de gerçekten içimde birşey büyüttüğümün bilincine hareketlerini hissetmeye başlayınca vardım. Gerçek bağlantıyı o zaman kurmaya başaldım. İşte bu yüzden bence anne olma süreci de tam o zaman başlıyor. Kadın olmak Türkiye'de zor mesele. Ben de "şanslı olsaydım annemden erkek doğardım" diyenlerdendim. Ta ki Yağmur'la birbirimize kavuşana kadar.

Yağmur'un doğumundan 1 hafta önce doktor randevumuza kızımızın doğum poziyonu için dönüp dönmediğini öğrenmek için büyük bir merak içinde gittik. Normal doğum yapmak istiyordum. Normal doğumun adından da anlaşılacağı gibi doğumun normal yolu olduğunu ve sezeryanın bir müdehale yöntemi olduğunu savunan ve bunu anne adaylarına anlatabilmek için büyük enerji harcayan güzel insan Jale Dural'ın da desteğiyle eşimle birlikte bu iş için seferber olduk. Eğitimlere, seminerlere gidildi, masajlar, nefes teknikleri, sancılarla baş edebilme pozisyonları öğrenildi, meditasyonlar yapıldı, refleksoloji bilimi ile ilgilenildi, büyük şehrin bütün olanaklarından maksimum düzeyde yararlanıldı. Bütün bu uğraşlara rağmen ne yazık ki bebeğimiz normal yolla gelmek istemedi. Yağmur son kontrolümüzde hala doğum için olması gereken pozisyona tersti, makat gelişiydi. Bunun yanında benim böbreğime giden kanallara baskı yaptığından sağ böbreğimde grade 4 -4. dereceden- şişme olunca doktorumuzun tavsiyesiyle müdehaleyi kabul ettik. Ancak normal doğumla ilgili çabalama sadece sonuca yönelik bir çalışma olmadı, süreci de çok keyifli kıldı özellikle benim gibi "pinpirikli" -Jale'nin kulağı çınlasın- bir tip için Jale'nin hamileler kulubüne katılmam eşimin deyimiyle hamileliğim süresince yaptığım en iyi şeydi. Derslerde yaptığımız pilates hamileliğimin ilk aylarından itibaren başlayan hormonal değişiklikler nedeniyle zorlanan omurga sistemimin yarattığı rahatsızlıklarla baş etmemi sağlarken, meditasyonlar, Jale'nin önerdiği bilinçaltına rahat bir doğum yapacağını ve rahat bir hamilelik geçireceğini anlatan cd'ler -ben beyin yıkama cd'si diyordum :)- psikolojik olarak her türlü kaygıyla baş edebilmemi, nefes egzersileri ve doğum provaları kendimi doğuma hazırlamamı ve tabii en güzeli de bu ortam benim gibi aynı kaygıları yaşayan ya da yaşamış başka hamilelerle sohbet etme imkanını bulmamı sağladı. Sırası gelmişken teşekkür ederim Jaleciğim.

Yağmur bu hayatta herşey olmaktan -güzel olmak, zengin olmak, mimar olmak, ünlü olmak- daha güzel birşeyi, anne olmayı keşfetmemi sağladı. Şimdi anne olmanın, kızımın hızlı ve inanılmaz değişimini izlemenin tadına varıyorum. Bu blogu da yeni gözlerle gördüğüm dünyamı sizlerle paylaşamak için kuruyorum ve bana bu eşsiz duyguyu yaşattığı için kızım Yağmur'a adıyorum. Sana milyonlarca kere teşekkür ederim meleğim.