7 Ağustos 2010 Cumartesi

bay baaaaay

Yağmur'la İstanbul'da günlerimiz genelde rutin geçiyor. Baba zaten evde olmadığında kahvaltı, yemek, yoğurt derken akşam oluyor bir kaç saatlik bir hava alma imkanımız oluyor birlikte. Zaten Yağmur Bodrum'da kalabalığa ve açık havaya o kadar alıştı ki saat 5'te hala evdeysek kulakları tıkamak gerekiyor. Çünkü öyle tiz bir sesle bağırmaya, çığlıklar atmaya başlıyor ki dayanabilen bir adım öne çıksın. O anda yapılacak tek şey ne yapıyorsam hemen bırakmak onu pusetine oturtmak olmalı. Böylece dışarı çıkacağımızı anlamasını ve biraz sakinleşmesini sağlamak. E napsın yavrucak bütün gün annesinin suratını görmekten sıkılıyor tabii.

Neyse ki babaanne ve dede bizi yalnız bırakmadı bu sefer. Yağmur'u görmek için taaaaa Almanya'dan geldiler.

Yağmur Bodrum'dan gelmeden 2 gün önce bay bay yapmayı öğrendi. İlk keşfettiğimizde anneme yok canım tesadüftür dedim ama İstanbul'a dönerken havalimanında ve uçakta göz göze geldiği herkese bay bay yapınca tesadüf olmadığına karar verdim. Hayır ben öğretmedim de, nereden öğrendi anlamadım. Ben 'gel babası gel gel gel' i öğretmeye çalışıyordum, bizimki meseleyi biraz yanlış anladı galiba.

Şimdi maharetlerini sergiliyor babaanneyle dedeye. Bir çirkin oluyor bir bay bay yapıyor. 
"E ama Yağmur dedeyle babaanne daha yeni geldiler bay bay yapılır mı hiç. Ay walla bu kız beni öldürecek hiç söz dinlemiyor hiiiç."

Neyse hadi şimdilik baybayın...



***Bu arada kuzenimiz  Kuzey geçen hafta sonu dünyaya merhaba dedi biz de görmeye gittik ama Yağmur'un suluğu çantamı katledince fotoğraf makinem da ıslandı ve bebişimizi taktim edemiyorum o yüzden. Ama çooook tatlı bir erkek adam Yağmur'un ilk günlerine gittik ve şu türden klasik cümleleri kurduk:
"Bizimki de böyle küçük müydü?"
"Yağmur da şöyle sesler çıkarıyordu"
"Ay bizim ki de böyle emiyordu canım beniiiim."
"Hastanedeki ilk gecemizi hatırlıyor musun canım? mucuk mucuk"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder