21 Haziran 2010 Pazartesi

haftasonu koştur koştur

Bu hafta sonu programlar bir yoğundu ki of of. Cumartesi sabah Yağmurcuk annesinin karnındayken arkadaşlığının temellerini attığı Deniz'le buluştu. Annesinin hamile pilatesi arkadaşı Özgecan'la vücuttan çok çenelerinin çalıştığı derslerde sohbetlerini dinlediler ve belki de bizim bilmediğimiz ya da henüz keşfetmediğimiz bir yöntemle yorum yapıp konuştular. Şimdi ise artık aynı havayı teneffüs ediyorlar ve birbirlerinin varlıklarından haberdar olduklarını ispatlarcasına aynı ifadelerle, ses vurgularıyla yanyana konuşuyorlar. Onlar kendi enerji boyutlarında iletişim kurarken, bizlerde bebeklerimiz henüz yokken -sanki asırlar önceymiş gibi geliyor- başka bebekli - çocuklu aileleri kınadığımız her şeyi nasıl yaptığımızı birbirimize itiraf ediyoruz. Ve klasik yöntem çocuklarımızı tokuşturuyoruz :) 



Tabii bu arada yemeyi ihmal etmiyoruz. Neyse ki biz kızlar emziriyoruz ya, vicdan azabı yok hatta tam tersine teşvik primi bile var. Bu dönemi de özleyeceğim galiba istediğin kadar yiyebileceğin ve kimsenin seni kınamayacağından emin olduğun bu sevilesi dönemi... Cennet tanımlamalarında olduğu gibi. Acaba cennet bu yüzden mi annelerin ayağının altında ??? Hııım... :)


Neyse sonra taaa Bodrum'lardan Yağmurcuğun ziyaretine Levent Abisi geldi. Annesiyle babasının üniversiteden arkadaşı, özellikle babasının kankası Levent Abi daha önce Bodrum'da görmüştü kızımı. Ama şimdi müzik festivali için geldiği İstanbul'dan kızımızı görmeden dönmem dedi ve bizi de sevindirdi. Yağmur kucağındayken fotosunu çektik , 'e yakıştı' dedik 'sen de çabucak evlen çabucak bir çocuk yap' dedik her bebeği olan çiftin bekar ya da çocuksuz evli arkadaşlarına söylediği gibi biz de ezberi bozmadık görevimizi yaptık.






Sonra ne mi yaptık? Sonra da Can'ı tanıyorsunuz -Evrim Ablasının karnında şu anda- işte onlara mangala gittik. Yağmurcuk Kenan Hocasının kendisine getirdiği Kurbağa Prensi inceledi, öpsem babam kızar mı acaba diye geçirdi içinden sonra kurbağanın kafasını ağzına sokmaya karar verdi. Mangal yaptığımız bahçede Can'la Yağmur nasıl koşacaklardı, yuvarlanacaklardı hayallerini kurduk. Kuzucuk uyuduktan sonra anne baba muhabbeti devam etti. Güzeldi...


 -Bu arada fotoğraftaki hamaktan bahsetmeden geçmeyeceğim. Bu hamak Meksika hamağı. Hadi ya biz de anlayamamıştık demeyin, çünkü bu orijinalinden. Bu hamağı orijinal yapan hamağın malzemesi. Özel bir bitkiden yapılan texture sivrisineklerin yaklaşmasını önlüyor. Hamağın içine yatıp üstünü de tamamen örten meksikalı kardeşimiz açık havada sivrilerden bi haber uyuyabiliyor. Ercan Abisi bizzat yerinden aldığı bu hamağı Yağmur için kurdu ama babası daha çok sevdi. -



Pazar sabahına gelince; Eskişehir tayfası genleşerek Pita'yı doldurdu adeta. Pita'yı daha önce yazmıştım. Kutlama diyince tüyleri diken diken olan babasının gününü de böyle kutlamış olduk. Herkes Yağmurcuğu çok sevdi yine. Kızım çok şanslı ama ona sahip olduğumuz için biz ondan da şanslıyız. Bir haftada ne kadar büyüdüğünü farketti gözler- hem de sadece fiziksel olarak değil. Eee şu mimiğe bakınız ve anlayınız artık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder