17 Nisan 2010 Cumartesi

loğusalık sendromu biter, annelik sendromu bitmez..

Hamileyken ahkam keserdim ; 'Ben loğusa sendromu yaşamam, bu bebeğe son derece hazırım' diye. Kazın ayağı öyle değilmiş. Anne olmanın kendisi bir sendrommuş zaten.
Yağmur'la eve geldiğimizde sanki hastaneden değil de otelden gelmiş gibiydim. Yağmur'un hemşiresi ayrı, benim hemşirem ayrı, hergün ziyaret eden doktor, diyetimi düşünen personel, hasta bakıcılar vs. vs. Yağmur'un emin ellerde olduğunu bilmek, her tereddütte cevabımın bir telefonun ucunda olduğunu bilmek çok rahatlatıcı birşeydi. Ancak eve gelince birden kabus başladı. Her sabah uyanıp -sanki geceleri uyuyormuşum gibi konuştum- Yağmur'un geldiği yere geri gitmesini dilediğimi hatırlıyorum. Sanki birşeyleri eksik yapmışım ve baştan başlamak istiyormuşum gibi. Kakası üstüne bulaştığında temizlemeli miyim yoksa yıkamalı mıyım banyoda? 'Ben oynamıyorum' diyip gitmek istedim hep. Ama gidemedim tabii. D vitaminini 10 günlükken başlamak gerekiyormuş. Ben 12 günlükken ancak cesaretimi toplayabilmişim. 2 gün geciktiğim için içim içimi yedi. Bu olmadı baştan başlasam olmaz mı ??? Siz bu bebeği alın sonra yenisini gönderin ben bu sefer ona zamanında veririm D vitaminini söz veriyorum! Bugün Yağmur 3,5 aylık, benim annelik yaşımla bir. Tabii artık bu konularda daha da bir bilmişim ama loğusalığımdan beri gördüğüm şu rüya hiç değişmiyor:
Yağmur'la ilgilenirken, herşey çok güzel ve tıkırındayken her seferinde başka bir şekilde başka bir bebeğim daha olduğunu farkediyorum. Bu genelde Yağmur'un ikizi oluyor. Öyle panik oluyorum ki. Doğduğu günden beri onunla ilgilenmediğim, emzirmediğim için kendimi paralıyorum adeta. Ve panik içinde uyanıyorum hep. Sonra eşime anlatıyorum. Onun da yorumu aynı oluyor. 'Bir şeyleri ihmal ediyor muyum diye endişeleniyorsun normaldir -annelik içgüdüsü-'
Evet evet doğru, loğusalık 40 gündür sendromu da gelir geçer ama annelik sendromu hiç bitmez...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder