18 Nisan 2010 Pazar

bodrum bodrum

Yaklaşık bir ay önce Yağmurcuk ve babişle birlikte 10 günlüğüne Bodrum'a ananesiyle dedesinin evinde kalmak için yola çıktık. Babiş şehir dışındaki işlerini hallederken biz de kuzucukla tatil yapalım dedik. Neredeyse bir aydır buradayız. Bu yazıyı da Bodrum'dan yazıyorum. Babiş işlerini bitirip bizi almak için geliyor. Tekrar bişey çıkıyor ve yollara düşüyor. Bodrum'a hapsolduk diye dalga geçiyorum ben de.
Bu kuzumun ilk uzun yolculuğu oldu. Ben pinpiriklilerin başında giden 3 aylık bebekle uçağa binmeye cesaret edemediğimden kara yolunu tercih etmek zorunda kaldık. Bandırma'ya giden feribot işimizi kolaylaştırmasa mecbur uçacaktık kelebekle. Aslında eskiden Denizline'ın İstanbul-Bodrum seferi hala çalışıyor olsaydı süper olacaktı. Arabanızla birlikte konaklama olanağı olan gemi ile İstanbul-Bodrum 24 saat sürüyordu. Ama geçen yıl kaldırıldı. Sanırım bu sene de yok :( Yine de meleğim bize hiç sorun çıkarmadı. Tabii İzmir'de 1 gece kalmak zorunda kaldık. Bu sayede kısa bir süre önce İzmir'e taşınan arkadaşlarımızı da ziyaret etme fırsatını bulduk. İstanbul'da havaları kapalı ve yağmurlu bıraktıktan sonra Ege'nin havası hepimize iyi geldi.
Sabahları Yağmur Hanım anane bahçesinde şezlongunda güneşleniyor.


Sonra meme, uyku, meme, oyun, meme, meme, bi daha meme.
Bir gün Oasis AVM'ye, Bodrum Marina'ya,


Küba Bar'ın sırasında eskiden bar olan, her sezon başka bir işletmenin devraldığı bu mekana nokta vuruşunu yapmış Starbucks. Gerçekten çok keyiflibir mekan olmuş. Kızım da keyfine vardı bu yeni mekanın.


Bir gün Türkbükü'ne,

Türkbükü'nü bu mesimde çok sevdi kelebeğim

Bir gün günbatımını izlemek için Limon'a, en kötü ihtimalle Yalıkavak'da Yalı Köftecisi, kahvesi, boncukçu Tahir Amcasının dükkanına merhaba demeye gidiyor.
Hiçbir yere gitmediği akşam üstleri de evden grubu izliyor kelebeğim :)

Belki bunları gerçekten farketmiyor ama eminim temiz hava, annesinin pozitif psikolojisi, güneş ona iyi geliyor. Hoş insan Tahir Abi'nin anlatımıyla ; "Bülbülü altın kafese koymuşlar, 'vatanım' demiş. Bülbülü salıvermişler, uçmuş Yalıkavak'a gelmiş." Bu noktada şuncağızcık bebeği İstanbul'a mahkum etmek ne kadar doğru diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Babişin bir arkadaşınının anlattığı hikaye geliyor aklıma: Bir denizci kasabasında balık tutan bir köylünün yanına oralardan geçen bir iş adamı gelmiş.
"İşler nasıl ne kadar tutabildin?" diye sormuş.
"İyidir. Bu kadar tuttum" demiş.
Adam heyecanlanmış ve:
"Oooo çok iyi, sen bunları satarsan kendine bir tabla alırsın" demiş.
Balıkçı :
"Eeee nolmuş" demiş
"E nolacak sonra kendine bir dükkan tutarsın" demiş.
"Ee Sonra"
"Sonra çiftlik kurarsın, zengin olursun"
"Ee sonra"
"Oooh sonra da şöyle güzel bir balıkçı kasabasına yerleşir, balık tutar, kafayı dinlersin" demiş.
Balıkçı " E ben şu anda zaten onu yapıyorum, neden o kadar uğraşayım ki" demiş.
Bizler de bu yanılsamanın içinde olmayalım. Bu kadar koşturmaca özümüze dönmek içinse, kullağımızı tersten göztermenin ne anlamı var ki?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder